Makale ve Yorum: Halide Halid  Araştırmacı-yazar, Azerbaycan Milli İlimler Akademisi, Nizami adına Edebiyyat İnstitüsünde ilmi görevli.
(“Haydarbabaya Selam” Manzumesi Temelinden)
Manevi zenginliği ile büyük bir hazineyi andıran Muhammed Hüseyin Şehriyar, “Haydarbabaya Selam” manzumesi ile Doğu coğrafyasında büyük bir edebi hareketlenmeye neden olan şairdir.
 M. H. Şehriyar edebi çalışmalarına yaklaşık 1921-1922 yıllarında başlamıştır. Şairin manevi gıda ve ilham kaynağı, bir taraftan Sadi Şirazi, diğer taraftan ise büyük Türk şairleri M. Füzuli, M. A. Sabir, M. A. Ersoy ve T. Fikret olmuştur.
Şehriyar Türk oğluydu. Türk dili ve Türkçülük Şehriyar için bitmez tükenmez bir sevgi, bir istekti. Şehriyar’ın hayat hikayesini izledikçe, ata yurdundan, halkından ayrı düşmesine ve eserlerinin ekseriyetini Farsça yazmasına rağmen, ne öz Türkçesine, ne de Türklüğüne ihanet etmediği görülmektedir. Şehriyar son derece zorlu, karmaşık, fakat liyakatli bir yaşam sürdü. Şehriyar milletini seven, Türkçü bir şair idi.
Şehriyar araştırmacısı Elman Guliyev, 2001 yılında kaleme aldığı “Haydarbabaya selam, nasıl varsa” kitabının önsözünde Şehriyar’ın eserlerinin öneminden bahsederek şöyle yazmaktadır:
“… Şehriyar tüm aydın selefleri gibi her şeyden önce kendi asrının oğludur. Onun eserlerinde İran sosyo-politik ortamının elli yıldan fazla bir aşaması, sosyal ortamın doğurduğu duygular şiirsel ifadesini bulmuştur. Şehriyar’ın eserleri hem biçim, hem de muhteva itibariyle rengarenktir. Bu eserler geniş konu çerçevesine sahiptir. Üstat şairin sanatının temelinde birçok sorunlarla birlikte, aynı zamanda Azerbaycancılık ve Türkçülük düşüncelerinin tebliği dayanmaktadır. Eserlerinin ekseriyetinin Farsça olmasına rağmen, “elimin farisice de derdini söyler diliyem men” (halkımın derdini Farsça da söyleyen diliyim ben) demekle, idealine olan sadakatini, Türk tefekkürünün mahsulü olan Farsça örneklerinde bile halkına, eline, obasına olan bağlığını bir daha göstermiştir.”
Üstat Muhammedhüseyin Şehriyar, “Haydarbabaya Selam” manzumesiyle Türk dünyasında kuvvetli bir edebi canlanmaya neden olan şairdir. Ömrünün bir kısmını gurbette geçiren Şehriyar, uzun yıllar Meşhed, Nişapur, Kaşan ve Tahran’da yaşamıştır. Gurbette, öz yurdundan, obasında ayrı yaşamak şair için son derece ağırdı.
  “… O defalarca “buğday yedim, cennetten çıktım” diye pişmanlığını dile getirmiştir.”
 Sadi Şirazi’nin mezarı üstünde yaşadığı ağır günleri aşağıdaki cümleyle şöyle hatırlamaktaydı: “Kuruyaydı o ayak ki, onunla men İran’a geldim”
Şehriyar son nefesine kadar hayatının gurbette geçen yıllarına göre manevi azaptan kurtulamıyor. Şairin eserlerinde sosyal yaşamın farklı alanlarına temas edildiğini dikkatten kaçıramayız. Üstat eserlerinde dünyeviliği, halkçılığı, milliliği, beşeri duyguları, hayata olan bağlılığı tebliğ etmekle sevgiyi, muhabbeti, insan severliği terennüm etmekte ve şahlık rejiminde memleketin dar bir zindana dönüştüğünü açıkça göstermektedir.
Şehriyar İran’da Türk halkının katı düşmanı olan Muhammed Rıza şahın, milli kültürümüzün terakkisinin önüne çektiği sağlam seddi, ana dilinde yazdığı şiirleri ile ebedi olarak yıktı. Şehriyar’ın eserlerinin perestişkarı olan Mehdi Rovşenzemir’in, üstadın “Haydarbabaya Selam” manzumesine yazdığı ön söze bir bakalım:
“… Şehriyar’a ilham kaynağı olup kanat veren ve oğlunun da başını kendi zirvesi gibi yükselten Haydarbaba, bir gün tabiatın kahru-gazabından boğulup, mahvolabilir. Fakat Şehriyar’ın yarattığı “Haydarbaba” ebediyet abidesidir. Eğer yeryüzünde tek bir Azerbaycanlı kalsa bile, bu sanat örneğine bakıp, gururla söyleyecek: Bu ebediyet abidesidir, yazarı Mir Muhammed Hüseyn’dir” (Devam edecek)