ATALAR bir lafı durduk yere söylemez ve konuşmazlar.
Türkülerimizde yer alan bu ifadeler, ilimizde daha evvelden de sel hadiselerinin yaşandığı şeklinde yorumlanabilir.
Zaten Yozgat tarihinde daha evvel sel hadiseleri meydana geldiğini tarihi kaynaklardan biliyoruz.
Son günlerde Yozgatlı çiftçi sel ve dolu hadiseleriyle uğraşıyor.
Bu konularla ilgili haberler verilirken ‘felaket’ sözcüğü kullanılıyor.
Yaşanılan doğa hadisesini felaket sözcüğüyle vermemiz sanırım pek doğru değil.
Gelen Allah’tan geliyor.
Bu olaydan dolayı mağdur olan çiftçimiz dahi felaket sözcüğünü kullanmıyor.
Köylü vatandaşlar ‘afat geldi’ veya ‘tolu talan etti’ diyerek olayı tarif ediyorlar.
Bu olay tıpkı şiddetli kar yağışına ‘beyaz kabus’ veya ‘beyaz felaket’ tanımlamasına benziyor.
Oysa Anadolu insanı ‘beyaz rahmet’ diyor kar yağışına.
İki gündür milletvekillerimiz konuyla ilgili açıklamalarda bulunuyorlar.
Çiftçilerimizin yanında olduklarını beyan ediyorlar.
Ayrıca söz konusu bölgelerin afet bölgesi sayılmasını vurguluyorlar.
Bizce de bu bölgeler afet bölgesi ilan edilmeli ve çiftçimizin yarası sarılmalıdır.
Bugün Anadolu’da maalesef geçmiş yıllarda olduğu gibi büyük ölçekte tarımsal faaliyet yok.
Bundan dolayı ülkemiz buğday da ithal ediyor, kırmızı et de ithal ediyor.
Türkiye’nin tahıl deposu olan bölgelerden bir tanesi de Yozgat ilidir.
Çiftçimiz düne kadar süne tehdidiyle meşgul olmaktaydı.
Lakin daha sonra bu dolu ve sel hadiselerini yaşadı.
Tıpkı Ordu vilayetinde olduğu gibi, Yozgat’ta da ilgili alanlar afet bölgesi sayılmalı.
Bugün Türkiye’de fındık ne kadar kıymetliyse, buğday da o kadar kıymetlidir.
Tahıl üreticisi çiftçimizin kendi çaba ve gayretleriyle bu olayın altından kalkması mümkün değildir.
Hepsi de tarlasını ekerken petrolcüye yüklü miktarda mazot yazdırdı.
Yani veresiye mazot aldı.
Hepsi de ekin ekerken gübre satıcılarına gitti ve tonlarca gübre yazdırdı.
Okula giden çocuğu için ayakkabı yazdırdı.
Evinin ihtiyacı olan bozulan çamaşır makinesinin yerine yenisini alırken, çamaşır makinesi yazdırdı.
Dikkat edin ‘aldı’ demiyorum ‘yazdırdı’ diyorum.
Çünkü bizim çiftçimizin cebinde öyle peşin para olmaz.
Çiftçimiz her şeyi hatırının geçtiği esnafa ve tüccara yazdırır.
Yazdırırken verdiği taahhüt ekinidir.
Veresiye defterine kaydettirdiği tarih ise ‘harman zamanı’dır.
İşte çiftçimizin bu sene ne ekini kaldı, ne de harmanı.
Çiftçinin bostanını, bağını dolu vurdu, sel vurdu.
Bundan dolayı devletimizin Yozgatlı çiftçilere el uzatması şarttır.
Aksi durumda ne mazotçuyla gübrecinin, ne de bankaların borçlarını ödemeleri mümkün değildir.
Milletvekillerimizin bu konuyu hassasiyetle tüm ayrıntısına kadar takip etmesi şarttır.
Yaşanan dolu ve sel hadiselerinin görünen olumlu yanı ise gölet ve barajlarımızın su ile dolmasıdır.
Düne kadar su seviyesi yüzde 50’nin altında bulunan baraj ve göletlerimiz, yaşanan yoğun yağış sonrası yeniden su ile buluştu.
Özetle; görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler…
Allah tüm memleketi daha büyük afetlerden muhafaza eylesin.
Haydi selametle…