Elbette ki, tanıtma ihtiyacı fazla tanınmamaktan kaynaklanmaktadır. Nasıl olmasın ki,
Yozgat’ın tarihi değerleri tam gün yüzüne çıkmış değildir. Çıkmış olanlarda iyi tanıtımdan bu zamana kadar yoksun bırakılmıştır…
Yer altı, yer üstü değerleriyle Yozgat bir hazinedir. Yeter ki bu hazinenin değeri iyi bilinsin ve iyi tanıtılmış olsun. Büyüknefesten, Şahmuratlıya, Kazankayadan, Alışara, Sarıkaya’ya bölge tarih fışkırıyor. Hititlerden, Galatlara, Etilere, Medlere, Romalılara, Lidyalılara uzanan destansı bir tarihi kucaklıyor YOZGAT.
Talihsiz mi, kadersiz mi, garip mi diye yazsak Yozgat’ı, her kelime yerini bulur.
Bazı toplantı ve yemeklerde, kendi aramızdaki sohbetlerde konu arabaşıyla başlar, sürmeliyle sonlanır. Evet arabaşıda, sürmelide bizim kültürümüzdür. Ancak ikisi dışındaki tarihimizi, kültürümüzü tanıtmak öncelikle Yozgatlıya düşer.. Yozgat’ın aydın ve bürokratlarının çabalarıyla bir noktaya gelir. Kışın bir yığın ilçe, kasaba, köy derneklerinden“arabaşı günü” davetleri gelir. Ne olur bu dernekler birazda tarih günleri yapsalar da, tarihimizin tanıtımına katkı sunsalar?!?
Başta Sayın Ahmet Koç ve dostumuz Ömer Ünal’ın tanıtımdaki gayretleri hiçbir zaman gözardı edilemez.
Başından sonuna kadar tanıtımın her nesnesiyle haşır, neşir olmaktalar. Ellerine sağlık olsun.
                  ***
OTLU PEYNİRDEN, KÖZDE ÇAYA
Kardeşim Saygı Öztürk’le çıktık yola…Dostumuz Mükremin Kayhan’ın matbaada soluklanıp, sigorta – acenteci Mehmet Özsümer’in mekanına ulaştık. Bizim Mükreminin espri ve şakalarıyla neşemizi bulduk. Yemek ikramından sonra Yozgat tanıtım alanına girdik.
Mükremin dostumuzun fotoğraf makinesi hiç durmadan çalıştı. “Aha şunu da çekeyim, aha bunu da kaçırmayayım” diyerekten hemen, hemen her standı gezdik. Şefaatlıdan Bayram Yılmazla sohbeti koyulaştırdık. Eskileri andık. Yozgatlı Dernekler Federasyonu Genel Sekreteri, İbrahim Efeyle de ayak üstüde olsa konuşma fırsatı bulduk.
KLEOPATRA NERDE YIKANMIŞ?
Jul Sezar, yanına Kleopatra’yı alıp düşmüş yollara. Zile’ye Tokat’a ulaşıp “Veni, Vidi, Vici” demeden önce uğramış Hamam Pazarına… Varmışlar hamama yıkanmışlar bir güzel…
Kese olmuşlar mı bilemem. Kazara günümüzde bir kesecinin eline düşselerdi, ortopedist ve fizik kliniklerinde soluğu alırlardı diye düşünüyorum…! Sezar fethe ilk kesecinin kellesini uçurmakla işe başlar “Veni,vidi,vici” demeden önce “Ey keseci derimi söktün!” derdi.
Mükremin, Kleopatra’nın, Sezar’ın Sarıkaya’ya geldiğine inandı da! Saygı pek inanır gözükmedi… Çocukluğunda çimdiğini de anımsattı…  
AH GAVUT AH…!
Hiç Gavut yediniz mi bilmem amma ben ucundan bir siftih tattım. Bu Gavutu yazmak lazım dediğimde, Saygı “Unutursun” dedi. Bende unutmamak için, evde, işde Gavut deyip durdum.
Bizim hanım “Ne Gavut deyip duruyorsun. O da ne?” diye sorduğunda anlattım.
Saygı benim unutacağımı söylerken, biz bu yazıyı bugün Yozgat toprağından gazeteye göndermiş olacaktık ki, yine Ankara’dan gönderdik. Konuşmamızda, KAYHAN Turizmle seyahate çıkıp, Sarıkaya, Kazankaya, Aydıncık bir güzel dolaşıp, tarihe tanıklık edecektik.
Neyleyelim bu da kardeşim Saygının unutkanlığı! olsun. Ardı, ardına televizyon programları,
Gazete Ankara Temsilciliği, yormasa da eh biraz unutkanlık yapası gelmiş demek ki?!... Ben sesimi çıkarmamda, Mükreminin dilinden nasıl kurtulur bilemem… Kazankaya’da, kazan kaynatamadık vesselam…
DURDURUN ŞU SAVAŞI MÜKREMİN GELİYOR
Tarih: M.Ö. 585 Lidyalılar, Medlere saldırır. Savaşın en acımasız anında güneş tutulur.
Savaşta altıncı yılını bulmuştur. Krallar, “Allah savaşmamızı istemiyor” diyerek savaşa son verirler. Anlaşmaya varırlar. Kızılırmak’ın batısı Lidyalılara, doğusu Medlere bırakılır. Bizim Mükremin savaşın acımasızlığını sezmiş olacak ki, “ben olsam o savaşı durdururdum” dedi.
Bizde kendisine krallar, kralı ünvanını oracıkta verdik.
İşte bu tarihi hazine, Sorgun Şahmuratlı köyünde turist bekler. Turistin haberi yok ki gelsin.
KÖZDE ÇAY
Ömer Ünal tutturdu “ Size közde çay ısmarlayacağım.” Kıramadık. Közde çayını içtik.
Habib Coşkunsoyla hasbihal eyledik. Ömer Ünal’ın ikramı gavurgaları yedik. Gözümüz şair- yazar Arif BARAN’ı aradı, göremedi. Belki gelmiştir de, biz görememiş olabiliriz.
Bizim Dursun Erkılıç' ıda yanımıza alarak, şiir dinletisi salonuna indik. Seyrederken Dursun’un SEYİRBAZ’ı ile karşılaştık… İmzaladı şiir-denemesini. “İstersen sağanak halinde gel, istemezsen damla…” diyor, Seyirbazda…Bizlerde sel gibi daldık, Yozgat Tanıtım gününe. Dostumuz öğretmen Erdoğan Akdemir’le, ayak üstü şiir sohbeti yaptık. Bu aziz hemşerimizin de, iyi bir kültür birikimi olduğuna vurgu yapamadan geçemeyiz.
***
YOLUN DÜŞERSE OSMANPAŞAYA
Ahmet Yesevi hazretlerinin müridi, Yozgat yöresinin ilk camisinin olduğu yerde ebedi istirahatında yatan, Emirci Sultana selam söyleyin.
SIRIKLI YAYLASINA GÖÇERLER GELDİ Mİ?
1220 metre yüksekliğinde, Bozok yaylasının yavrusu, Yahyasaray, Sırıklı yaylasına Göçerler geldi mi bilemem. Bildiğim, bir yanda seher yeli, bir yanından poyrazın deli, deli esip çam kokularını Bozok yaylasının üstünde gezdirdiğidir.
YOZGATIMI İYİ TANI
Var Cehirlik’e, daya elini Gelin Kayasına, öbür elinle kavra yaban lalesini, aslı olan tohumu uzanmıştır Hollanda’ya… Ah bir bilebilsek değerlerimizi, anlatabilsek bir, bir yöremizi, bizlerin tanıtımına hiç ihtiyaç kalmaz.
Bunca federasyon, dernek, vakıf bir araya gelip “Yozgat tanıtım, kültür grubu” adı altında bir çalışmaya imza atsalar güzel olmaz mı? Kardeşim Saygı ne der bu işe? Krallar, kralı Mükreminden bir buyruk bekleyelim böylece…