Yolsuzluk diye başlık atınca akıllara hemen İstanbul merkezli, bakanların çocuklarının da isminin karıştığı yolsuzluk iddiaları gelebilir. Benim derdim İstanbul'da yaşanılan ''Yolsuzluk'' olayları değil, Yozgat'ta yaşanılan ''Yol sorunu'' daha önemli.
Güya bizim yollarımız bu yıl içerisinde bitirilip, kış döneminde ulaşıma açılacaktı. Gerçi yaklaşık 10 yıldır aynı hikaye anlatılıyor. Sonrasında da ''Bu yıl olmadı, önümüzdeki yıl yol sorununuzu çözeriz'' diyerek, avutuluyoruz.
''Yolsuzluk'' çok kötü bir durum. Bu ''Yolsuzluk'' konusunun bizlere vurmuş olduğu darbe kelimelerle bile anlatılmaz. Yaşanması gerekir, bu durum. Hele hele ülkeyi yönetinlerin iki numaralı isimleri Yozgatlı olunca o zaman ''Yolsuzluktan'' yakınmanın anlamı daha da büyük oluyor.
Yozgat gelişmemiş, geri kalmış bir il olmakla beraber, ekonomik yönden de ciddi sıkıntıları bulunan bir il. İnsanı fakir, yardıma muhtaç. Ama buna karşılık sosyal ihtiyaçlarının başında üç anahtar gelir. Yani Yozgat'ta yaşayan her insan önce bir işinin olmasını ister, sonrasında da bir ev ve otomobilinin olması yönünde çabalar. Bunlara kavuştuğunda ise ikincilerini talep eder. Birden fazla evi, birden fazla otomobili bulunan herkes de zengin sayılır.
Eğer bu ''Zengin'' sınıfına dahil olanlar arasında, otomobili lüks olan, Atatürk Yolu veya Sorgun-Yozgat arasında bir-iki dönüm alan içerisine ''Yazlık'' adı altında, yaz aylarında şehrin gürültüsünden haftasonları kurtulup, piknik yapabildiği alanlara sahip olanlar ise ''Çok zengin'' sınıfına sokulur.
Her ne kadar Yozgat il sınırları dışına çıkıldığında fakir aile sınıfına dahil olunmuş olsa da Yozgat'ın zenginlerinin en önemli sorunu ''Yolsuzluk'' olarak karşımıza çıkmaktadır. Neredeyse iki kişiye bir motorlu aracın düştüğü Yozgat'ta yol olmayınca, motorlu araç sahibi olmanın da bir anlamı kalmıyor. Şehirlerarası bir yolculuğa çıkmak şöyle dursun, bir ilçeye gidip, dönüşünüzde otomobilinizi günlerce sanayi sitesine emanet etmekten başka çareniz kalmıyor.
Bu durumda da yöresel deyimle ''Astarı yüzünü geçiyor'' otomobilin sağladığı rahatlık, verdiği arızalar nedeniyle. Hal böyle olunca da Yozgat insanı için ''Yolsuzluk'' başlı başına bir sorun. Yozgat insanının ''Yolsuzluktan'' çektiği kadar, başka bir şeyden çektiğini sanmıyorum. O nedenle bu soruna biran önce çözüm talebinde bulunmamıza karşılık, bir türlü çözüme kavuşturulamadı. Yozgat insanı il hudutları içerisinde yaptğı her türlü seyahat sonrasında aracını sanayiye, kendisini de hastanelerin acil ve yatakli tedavi bölümlerine havale etmeye devam ediyor, bundan sonra da uzun yıllar daha devam edecek gibi görünüyor...
Yozgat'ın karayollarında yaşanılan sorunların benzerleri şehir içerisinde de yaşanıyor. Yolların büyük bölümü yağan karın ardından adeta köstebek yuvasına dönmüş durumda. Araçla seyahat ederken, karşınıza çıkan çocuk mezarı gibi çukurdan kendinizi kurtarmaya çalışırken, diğerinde kendinizi buluyorsunuz. O nedenle yola devam, durmak yok...