Köydes kapsamında Yozgat'taki köy yollarının tamamı yapılıyor. Her yıl bir daha yapılıyor ama yol sorunu bir türlü bitmiyor. Bu gidişle de bitme şansı yok gibi görünüyor.
Geçtiğimiz günlerde köy muhtarının birisi ''Yolsuz kaldık!'' diye söze başladı. Yanıt vermemi beklemeden devam etti, ''Eskiden yolumuz patika yoldu, derdimiz de yoktu. Yol bozulunca Köy Hizmetlerinin greyderi gelip, bir ileri, bir geri gidiyor, yolumuz düzeliyordu. Şimdi öyle mi? Yolumuzu asfalt yaptılar, bir yağış sonrası delik deşik oluyor, geçit vermiyor'' diye devam etti.
''Eeee'' dedim...
Devamını getirmeme bile izin vermeden, ''Eeesi'' diyerek lafı ağzımdan alıp, devam etti:
''Asfaltın halini gelinde görün. Yapın diyoruz, yapmıyorlar. Yama için bile sıra bekliyoruz. Anlayacağın artık yoldan çıktık, yolsuz kaldık. Eskiyi de arar haldeyik.''
Başka bir muhtar ise derdini antacak makam bulmasına rağmen, çare olacak ismi bulamamaktan yakınıyor. ''Bizim köyün kestirme yolu dururken, dolanbaçlı yoldan git-gel diyorlar. Biz Yozgat'a bağlıyız. Yozgat'a gelip gitmek için kestirme yol varken, 5 kilometre fazla yolu niye dolanalım?'' diyen muhtar, kestirme dediği yolun altyapısının yapılmasına karşın, asfaltının dökülmediğini, bu uğurda da çalmadık kapı bırakmadığına vurgu yapıyor.
Köydes kapsamında kırsal alanların altyapı sorunlarının çözümlenip, kent yaşamına eşit hale getirilmek isteniyor. Ancak işin içerisine siyasi kaygılar girince, sorunu çözmek yerine yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olunuyor.
Dönemin Valisi ile bu konuyu konuştuk. ''Efendim'' dedim, ''Verilen ödenek ile 100 kilometre köy yolu yerine 200 kilometre köy yolu yapıyorsunuz. Her yıl aynı yola yama yapıyorsunuz. Bunun yerine 75 kilometre köy yolunu yapsanız, bir defaya mahsus yapmış olursunuz. Devlet daha karlı olur, köylü de her yıl yol diye yolunuzu aşındırmaz'' diye devam ettim.
''Haklısın'' dedi ve herkesin yol istediğini, isteğinin de hemen yerine gelmesini arzuladığını vurgulayarak, ''100 kilometre mesafelik köy yolunun parasıyla 200 kilometre köy yolunu yapıyoruz, buna rağmen diğer köylerden şikayetler geliyor. Bir de bunu 75 kilometreye çektiğimizde ne olur hiç düşündün mü?'' yanıtını verdi.
Doğuru söze ''Hacı Emmin ne desin!'', Nasrettin Hoca misali, ''Sen de haklısın!'' demekten gayri. Bizde herkesi haklı bulmaktan öte bir şey yapamadık, yapamıyoruz. Herkese birer ''Mavi Boncuk'' dağıtıyoruz. Boncuğa sahip olan hayatından memnun kalırken, avazı çıktığı kadar bağıran ise boncuktan alamayan olunca denge kurulamıyor. O nedenle de mavi boncuğa sahip olmanın da bir anlamının olmadığını anlayan da bağırmaya başladığında iş işten çoktan geçmiş oluyor. Sonuç İsa'ya da Musa'ya da yaramıyor.