Zordu…
Sabahtı…
Uykusuzdu…
Uyanmamıştı ama kötü bir rüya görmüştü. Saçma hissediyordu kendini. Rutinde öteki hayatları düşünür, hep sek bir kahve hazırlardı kendine. Yine öyle yaptı. Adam paspane yüzüne baktı aynada sonra klozetin kenarına bırakılmış notu gördü. Kızıl ama sarmaşık dolaşığı satırlar okudu. “Aslında” dedi “aslında kimse unutmuyor” oda unutmamıştı birçok aydınlığa çıkmayan söylentileri. Başını sağa sola salladı adam ve birden suskunluğa gömdü kalbini.
Suskunluk yaşamına yansımıştı bu ara ve sadece susuyordu. Konuşmaktan yorulmuş, kafası sorunlardan allak bullak olmuştu. Yaşamak gerçekten bu kadar zor muydu? Her daim bir çıkış yolu bulurdu ama bu sefer çıkmaz bir sokaktaydı ve adımlarının karşısına dikilen yüksek bir duvar görüyordu. Geriye dönemezdi, döneklik onun ruhunda yoktu.
Dürüstlüğü için çoğu kez ölümden dönmüştü fakat yine de bundan vazgeçmemişti. Böyleydi ve değişemezdi…
Kahvesini yudumlarken rutin ihtiyacını giderdi. Düşündü… Belki de en çok düşündüğü yerde orasıydı. İlk nasıl başlamıştı bu oyun? Ve ilk neden istemişti bütün bunları? Yoksa olacakları hesaplayamamış mıydı? Buraya geleceğini hiç düşünmemiş miydi adam?
Gerçi düşünse de ne fark ederdi ki? Kahveden sonra hep çay gelirdi ve o çay günü bir bıçak gibi ortadan ikiye bölerdi. Bir taraf Asya, bir taraf Avrupa olurdu kalbinde. Tek bir adım atamaz sınırda tutuklu kalırdı kalbi… Bileklerine dolanmış zincirleri kırmalıydı adam ama nasıl?
Şimdi mi yapmalıydı bunu yoksa yarın mı?
Yaparsa neler olurdu kim bilir? Kim bilir kırılan zincirler kimin bileklerine dolanırdı bu sefer? Vazgeçti kırmaktan zincirlerini, özgürlüğün yalın hançerini yine kalbine sapladı adam. “Kan kayıplarına devam” dedi adam “devam…”
Uzamış tırnaklarına ve sakallarına takıldı gözleri, “kesmeliyim” dedi, “diplerinden kesmeliyim” kesti de fakat sonra yine çıkacaklarını biliyordu adam.
Ve bir daha kesecekti, bu oyun bir daha, bir daha en baştan başlayacaktı. Hayatı acılar seremonileriyle dolu adam ne yaparsa yapsın sona kadar bu oyunu hep en baştan oynayacak ve birilerinin istekleri hep aynı olacaktı ve ne acıdır ki her defasında bir daha baştan başlayacaktı…
Kim ne derse desin ve ne yaparsa yapsın hayatı kendinden başka herkesi düşünmekle geçmişti ve herkes tarafından düşünülmediğini duymakla. Çelişkiler etrafında adam çabalıyor; kimse takdir etmiyordu, onu en çok bu kahrediyordu. Niye uğraşsındı ki?
Ama olmuyordu işte, adam her defasında içini acıtan, ömrünü kemiren, ne kadar verirse versin daha yetmeyen insanların dediklerini hiç duymamış gibi davranıyor ve bu oyunlara sıfırdan başlıyordu. Yetmeyeceğini yine biliyor, kendinden vazgeçiyor, özverisinden vazgeçemiyordu… Bile bile lades diyordu ve bu lades onu her geçen gün biraz daha öldürüyordu.
Ölmek bugün, ölmek yarın… Yine de yalnız…
An be an zordu, sabahtı, uykusuzdu, uyanmıştı ama kötü bir rüya görmüştü adam…