(Üçüncü Bölüm)
İbrahim Hakkı Hazretleri, Millî Mücadele'de özelikle de Erzurum ve Erzincan bölgelerinde sarıklı mücahitlerin başında büyük hizmetler vermişti. Çünkü onun için en önemli şey, İslâm'ın muhafazası ve bu uğurda bütün İslâm düşmanlarını bu cennet vatandan kovmaktı. Hizmetle dolu Millî Mücadele yıllarından hemen sonra yavaş yavaş Millî Mücadele ruhuna aykırı davranışlar kendisini hissettirmeye başlayınca Erzurumlu Kadı Raif Efendi ile birlikte Ankara'yı yakından takip etmeye başlarlar.
İbrahim Hakkı Efendi daha 1921 yılının Temmuz ayında iken Ankara'nın makam-ı hilâfeti ilga edeceğini, medreseleri kapatıp, her türlü din eğitimine zincir vuracağını etrafındakilere haber verdiğinde kimseyi inandıramamıştı. Fakat İbrahim Hakkı Efendi'nin Erzincan ulemasına 1921 senesinde söylediği Ankara hakkındaki kanaatleri daha sonra ayniyle çıkmıştı. Gerçekten 1924 yılında hem hilafet kaldırılmış ve hem de onun gözü gibi sevdiği ve bir daha açılmamak kaydıyla kapısına kilit vurulan medreseler kapatılmıştı. Hilâfetin kaldırılması özellikle onu derinden yaralamıştı. Çünkü ona göre hilâfet müessesesi çok önemliydi. İslâm dünyasını değişen dünyada ayakta tutacak yegâne kurum ona göre hilâfet-i İslâmiyeydi.
İstiklal Mahkemesi ve idam kararı
İstiklal Mahkemeleri, 1924 yılı sonlarına doğru hakkında gıyabî olarak idam karan verir. Ancak o bu kararın verildiği sıralarda hayata gözlerini kapar.
Vefat haberi İstiklal Mahkemesine intikal ettirilir, mahkemenin gönderdiği bir heyet, durumu yerinde tespit eder ve bir rapor halinde Ankara'ya bildirir.30 İstiklal Mahkemesi bu büyük İslâm âliminin gıyabında verdiği idam kararının infazına fırsat bulamaz. Çünkü kendisi bu karardan önce 14 Ekim 1924 (15 Rebiü'l-evvel 1343) tarihinde Pazartesi günü vefat etmiştir. Kabri elan Erzincan Terzi Baba Kabristanındadır.
Ancak bazı televizyon kanallarında bas-bas bağıran ve Atıf hocanın da şapka için asılmadığını mahkeme zabıtları ile göstermeye çalışanlar, bizim zaten mahkemeyi tartıştığımızı göz ardı ederek yine o haksız infazları gerçekleştiren mahkeme zabıtları ile tarih de ki kara lekeleri silmeye çalıştıkları gibi, İbrahim Hakkı Efendi gerçeğini de ailesine baskı yaparak yalanlamadıklarını nereden bileceğiz? 
Bu günün Türkiye’sin de hala aynı beyinlerin kulislerde, gazetelerde, televizyonlarda gezdiklerini biliyoruz.
Ülkemiz belirli evrelerde daima bu rezilliği yaşamıştır.
Sadece idamlarla değil şapka için kendi topraklarını bombalayacak kadar cani bir işi kendine şiar edinen zamanın iradesi Hamidiye zırhlısı ile Rize’yi bombalamıştır.
Şapka giymek istemedikleri için üzerlerine ateş açılan Rizeliler isyan ettikleri gerekçesiyle, Hamidiye Kruvazörü'nden atılan bombaların hedefi oldu.
Şapka takmadıkları için Rize'de 8 kişi idam edildi.
Bu nasıl bir gaddarlıktır ki, idam etmenin yanı sıra cesede ve ailesine saygısızlık yapılıyor.
Haklarında idam kararı verilen sekiz müstakbel şehit karanlık bir hapishane odasına tıkılır. 
Sabit Hoca gece yarısı bütün arkadaşlarını uyandırır. “Kalkın arkadaşlar, abdest alın namaza duralım. Bir-kaç saat sonra Rabbimize kavuşacağız!”
Az sonra Allaha kavuşacaklarını bilenler bir müjde saadeti içinde namazlarını kılıyorlar.
Saatler sonra sehpadan indirilen şehitlerin cenazeleri ailelerine verilmiyor. Rastgele açılan çukurlar içinde kumluğa gömüyorlar. Yakınları tarafından cesetler çalınmasın diye de başlarına süngülü nöbetçiler dikiliyor.
Rica-minnet aylarca sürüyor. Ancak üç ay sonra ve fakat gece çıkartılıp köylerine götürülmek şartıyla cesetleri ailelerine teslim etmeye izin veriyorlar.
Çürümeyen cesetler evlatları tarafından gömülü oldukları kumluktan çıkarılıyor. Kilimler sarıyor ve sırıklara takıp omuzlarına alıyorlar ve köylerine çıkarıyorlar. Üç ay geciken cenaze namazlarını kılıp hüzünle köy mezarlığına defnediyorlar.
Hakimiyet-i Milliye gazetesi Rize olaylarıyla ilgili son haberlerinde de asılan şehitler için kin ve nefretini aşığa vuruyordu; “Rize’deki mürteciler de ceza-yı Sezalarını buldular.
Karadeniz bölgesinin hemen her şehrinde aynı hassasiyet görülüyor.15 Aralık 1925 günü “Biz zorla şapka giymek istemiyoruz, sarığımız bize yeter!” diyerek Ulu Cami önünde toplanan halkın üzerine jandarmalar ateş açıyorlar. Uyarıya rağmen dağılmayan kalabalığın üzerine gelişi güzel ateş sonucu 17 kişi ölüyor. Bağıran-inleyen yaralılara kimse dokunamıyor. 143 kişi tutuklanıyor.
Olaylar üzerine düşman üzerine sefere çıkarcasına dönemin en büyük harp gemisi olan Hamidiye Kruvazörü Rize sahillerine gelip demir attı. Birinci Dünya savaşında İngilizlerin dövemediği Karadeniz sahillerini, millete zorla şapka giydirmek için Hamidiye zırhlısı gümbür gümbür bombalamaya başladı. Özellikle sivil halkın çok olduğu yerler bombalanıyordu.
Sadece bir gün içinde bu 143 kişinin yargılama işlemi bitirildi. On dört kişi 15’er yıla, yirmi iki kişi onar yıla, on dokuz kişi de beşer yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Geriye kalanlar ise dayak ve para ödeme gibi hafif ceza alıyorlar.
İstiklal Mahkemesinin hızla verdiği kararla sekiz kişi hemen Ulu cami önünde kurulan darağacında idam edildi.
Neydi bu acımasız idamların amacı? Belli ki İslam, Kur’an ve Şeriattı.
4. BÖLÜM ADNAN MENDERES VE 12 EYLÜL İDAMLARI İLE DEVAM EDECEK…