İkinci İslâm Halifesi Hz. Ömer (r.a.)’in güzel âdetlerinden biri de çevresine karşı son derece duyarlı olmasıydı. Özellikle kimsesiz, yoksul ve korunmaya muhtaç çocukları ve kadınları çok yakından izlerdi.

Himâyeye muhtaç yaşlı kadınları sık sık ziyâret eder ve ihtiyaçlarını bizzat kendi ağızlarından öğrenirdi. Öyle ki, gün olur onların çarşı - pazar işlerini bizzat kendisi görürdü.

Hz. Ömer, Şam yöresine bir seyahat yapmış ve uzunca bir süre Medine-i Münevvere’deki yoksul kişilerle ilgilenememişti.

Medine’ye döner dönmez, âdeti veçhile yoksullarla ilgilenmiş ve bildiği yoksullar dışında himâye altına alınacak başkalarının da olup olmadığını araştırmaya başlamıştı.

Yaptığı araştırma sırasında, yetim torunlarıyla kalan yaşlı bir kadının kulübesine uğramıştı. Yaşlı kadın ile Halife Hz. Ömer (r.a.) arasında şöyle bir konuşma geçmiştir:

- Siz Halife Ömer’i tanır mısınız?

- Hayır, ben O’nu tanımam, O da beni tanımaz.

-Dilerim O Ömer, benimle ve şehit emâneti olan yetim torunlarımla ilgilenmediğinden dolayı, öteki dünyada hesap verme durumunda kalsın...

- Niye?

- Niye olacak! Halife oldu olalı bir gün gelip kapımızı çalmadı, bana emânet edilen şehit çocuklarının ve benim derdimi sormadı. Bize yardım elini uzatmadı!..

- Peki, siz ona derdinizi anlattınız mı? O sizin derdinizi nerden bilsin?

İhtiyar kadın bir an sustu, durdu durdu sonra:

- Sübhânallah!.. Ne demek bu? Halifeyim diye ümmetin sorumluluğunu üstlenen kişi çevresiyle ilgilenmeyecek mi? Yükünü omuzladığı insanları araştırmayacak mı? Onların dertlerini ve sıkıntılarını öğrenmeyecek mi? Bunları yapmayacaktı da ne diye Halife oldu?.. Dedi.

Hz. Ömer (r.a.), ihtiyar kadının bu sözlerini sükûnetle dinledi ve kendi kendine:

- Vaahh Ömer sana, vaahh Ömer sana! Dedi. Ve kadına dönerek:

- Ömer’in sana karşı işlediği bu suçu nasıl bağışlarsın? Gerçekte, ben Ömer’in dostuyum. Onun öteki dünyada azap çekmesine gönlüm râzı olmaz. Ömer’i affetmen için kaç dinar (para) istersen vereyim. Ve O’nun ihmâlini telâfi edeyim, gidereyim... Diye söyledi.

Bunun üzerine ihtiyar kadın şöyle cevap verdi: Siz çekin gidin buradan. Benimle pazarlığa kalkışmayın. Ömer’in yaptığı hatayı parayla kapatmaya kalkmayın, dedi ve Halife Ömer’e karşı kırgınlığını sürdürmeye devam etti...

Ancak Halife Ömer karşılaştığı bu durumdan son derece tedirgin olmuştu. Ne yapıp yapıp yaşlı kadının gönlünü almak ve rızâsını kazanmak istiyordu.

Kimliğini gizleyerek, Ömer’in dostu sıfatıyla yaşlı kadınla sohbetini sürdürdü. Sonunda 25 dinar karşılığında Halife Ömer adına af belgesi imzalattı. Ve yakın çevresiyle ilgileneceğine dâir Hz. Ömer adına söz verdi.

Rivâyete göre tanzim edilen bu af belgesinde şu ifâde yer almıştır:

“Ömer’in bana ve torunlarıma karşı gösterdiği ihmâlden dolayı Allah katında şikâyette bulunmayacağım.”

Mü’minlerin Emiri Halife Ömer (r.a.), yaşlı kadından aldığı bu af belgesinin, öldükten sonra kefeninin arasına konulmasını, oğlu Abdullah’a vasiyet etmiştir.

İşte Hz. Ömer devrinde yaşlılar, yetim ve kimsesiz çocuklar böyle devlet himâyesi altında yaşarlardı.

Ne mutlu Hz. Ömer gibi yetim ve kimsesiz çocuklarla ilgilenen; onlara sahip çıkıp kol-kanat geren adâletli devlet yöneticilerine!..

Kazancınız bol, ahlakınız güzel Cumanız da Mübarek olsun!...

Hayati OTYAKMAZ