Karısının biraz daha iyi olduğunu görünce İhtiyar adamın yüzündeki yorgunluk, endişe ve gerginlik geçti. Ama yaşlı kadının yanaklarında ağır bir hastalığın zehrinden yeni uyanmış insanlara mahsus bir solukluk dalgalanıyordu.
İhtiyar adam, belini tutarak bastonuna dayanıp oturdu yatağın bir ucuna.
Yaşlı kadının içine bir şeyler doğmuştu sanki. Bu beraber son gecemiz belki. Belki de son gülüşümüz, son bakışımız, son el ele tutuşumuz. Sıkı tut ellerimi bırakma Ferhat Ali. Yıllar yılı birlikte sevindiği, kahır çektiği, kahır çektirdiği eşinin sıkıca tuttu elini İhtiyar adam... Parmaklarının arasında hafifce okşadı güçsüz ellerini.
Ne kadar acı çekip, ne kadar çabuk yaşlanıyoruz, ne kadar az yaşıyoruz değil mi Ferhat Ali?.
Çekip giderken kime ve nereye bırakacağız anılarımızı, sığar mı bu daracık yere? diyordu.
Dalıp gitmişti yine ihtiyar adam. Kar altında bir dağ köyü gibiydi şimdi anıları, tavana asılıp kalmıştı gözleri. Gözlerini kapattı, duman duman hüzün çöktü üzerine.
Şimdi anlıyordu ki bir kurşun kalem, bir de silgi gerekliydi yazıp yazıp silmek için kanayan yerlerini, bu kısacık ömründe. Yıllarca yazdığı şiirleri Gülizar özenlice saklamıştı. Yine de arada sırada bir şeyler karalamayı severdi.
Geç saatlerde yaşlı kadının rengi sapsarı kesilmişti. Göz kapaklarını zar zor açıyordu, tekrar elini uzattarak bir şeyler söylemek istedi yaşlı kadın ama söyleyemedi, dili ağırlaşmıştı... Dudakları titredi, gözleri doldu, içten bir bakış attı eşine. Salt acıydı bakışları, konuşmak istedi konuşamadı.
O cıvıl cıvıl hep yaşama sevinci dolu, her şeye rağmen kendisini teselli etmeye çalışan Gülizarı bumuydu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu ihtiyar adam. Eli ihtiyar adamın elinde öylece uykuya dalmıştı yaşlı kadın.
Sabah bir telaşla uyandı ihtiyar adam, yaşlı kadının nefesini dinledi. Yüreğinden bir şeyler koptu. O kocaman dev gibi adam küçük çocuklar gibi sarsıla sarsıla ağladı. Yorgun Örselenmiş, ama içi Gülizarın sevgisiyle dolu yüreği paramparçaydı şimdi
Vay benim kara yazgım vay!... Ne olacak şimdi benim halim! Bu daracık yerde tek başıma ne yaparım, kiminle bölüşürüm anılarımı... Kiminle bölüşürüm acılarımı... Bırakıp gitme beni. Vay benim başıma... Vay ki, vayyy..
-Arada günler geçmiş, dalıp gitmişti harman yerinde ihtiyar adam. O arada bir sivrisineğin eline sokmasıyla kendine geldi. Düşüncelerinden sıyrıldı. Sızlanmayı bırakıp işe bakmalı gayrı, şimdi iş zamanı... Çalışmasam bu değirmen dönmeyecek, hem hazır para çabuk suyunu çeker. Zor günlerde elinin altında biraz para olmalı ki, Hasta olursan ilâç, kefen paran olsun hiç değilse, ele güne karşı rezil olmayasın. Deyip kendi kendine konuştu.
İhtiyar adam derin bir yalnızlık duygusuna kapıldı.
Taşlı yolda ayaklarını sürükleyerek dağ yoluna doğru yöneldi. Tasalı bir yürek ve karmakarışık düşüncelerle koca bir dünyada yapayalnızdı artık.