Yozgat'ta yaşayanların çoğunluğu onu ''Çağdaş Simitçi'' olarak bilir. Kendi halinde, bazen ''Lacivert'' bazen ''Beyaz'' takım elbiseli, kıravatlı, sinek kaydı traşlı, kasketli, elinde beyaz eldiven ile simit satar, kendince de bir yol tutturmuş yaşamını sürdürüyor, garibim.
Toplumun kendi içerisinden çıkarttığı, ancak toplum içerisinde yerinin olmadığı bilinçaltının hakim olması nedeniyle, kimilerinin kendilerine göre ''Neşesini!'' bulmak için anlaşılması güç ''Espriler!-Şakalar!'' yapılan insanlardan birisidir, Memiş Kaplan.
Hafta içerisinde gazetimiz bürosuna geldi, kızına aldığı sobasının çalındığını ileri sürüp, bunun yayınlanmasını isterken, amacının bunu yapanların ''Utanması!'' beklentisi içerisinde olduğunu, sözlerinin arasına sıkıştırdı.
Anlaşıldığı kadarıyla ''Soba'' bahane, birileri ''Şaka'' yapmak istemiş, ancak tadını fazla kaçırmış. Belki birileri anlar düşüncesiyle, bu ''Soba'' olayını yayınladık, en azından garibin gönlü de olsun, mesajını ulaştırsın, istedik.
''Utanılması'' gereken bir konu ne yazık ki, toplumun yeni ''Şaka!'' malzemesi haline gelmiş, garibin üzerine öylesine çok gidilmiş ki; o da artık dayanamayıp, pazar günü öğleden sonra Cumhuriyet Alanı'ndaki Atatürk Anıtı'nın kaidesine çıkarak, derdini alandakilere anlatmaya çalışıyordu.
Önce polis, daha sonra sağlık ekipleri olay yerine geldi. İkna edilmeye çalışılırken, kimileri halen işin ''Gırgırındaydı!'', orada yapılan can pazarı bile birilerine eğlence malzemesi olabilmişti. Ne acı bir durum, siz takdir edin.
Gerekli önlemler alındıktan sonra Çağdaş Simitçi'nin bir anlık dalgınlığından yararlanılıp, operasyon ile aşağıya indirildi, kimse zarar görmeden. Görme ihtimali yüksekti, her şey olabilirdi. Olsaydı ne olurdu?...
Aceba bu insanlara toplumda yaşama hakkı tanımayanların yerleri biraz daha mı genişlerdi?...
Sanmıyorum...
Sadece buradan şunu söylemekte yarar görüyorum; Aranızda bulunmasından rahatsızlık duyduğunuz bu insanlardan birisi de siz veya yakınlarınız olabilir. Eğer, yaptıklarınızı kendinize reva görüyorsanız, durmayın devam...
Polis Meslek Yüksek Okulu'ndaki panele konuşmacı olarak katılan Tayfun Talipoğlu, bir anısını paylaşırken, ''Çekimler için gittiğim küçük bir yerleşim yerinde, ağaçların üzerine özenle yerleştirilmiş, rüzgarın sesiyle dalgalanıp, güzel bir görüntü oluştururken, ritim de veriyor'' diye söze başladı ve şöyle devam etti:
''Kim bu eserin sahibi diye sorduğumda, herkese küfreden birisi olduğun söylediler, röportaj yapmama karşı çıktılar. Buna rağmen gittim, görüştüm, poşetlerin bulunduğu yere kadar yürüyüp, röportaj yapacağız. Çevreden insanlar takılıyor, bizim arkadaş bunlara küfrediyor, onlarda gülüyor ama benimle de normal konuşor. Sonun da dayanamayıp, dedi ki; 'Beyim kusura bakma, onların anladığı dil o o dilden konuşuyorum, senin anladığın lisan bu bu lisandan konuşuyorum.''
Kıssadan hisse...
O insanların sinirlenmesinden, küfredip, tahribat yapmasından zevk alanlara ithaf olunur...