MEvcut dengeyi sarsmadan, denğesizleşmeden denge olmayı anlatan bu yazıyı sabah mailimde gördüm ve çok beğendim sizlerlede paylaşarak, denge olmak adına bir adım atmak istedim...
Neresinden bakarsan bak hayatın, neresinden tutarsan tut hayatı ve ne kadar değerlendirme ölçeği koyarsan koy sözlerine ve davranışlarına temelde kendini eşitlemeye çalıştığın ya da dengelemeye çalıştığın değer verdiğin birisi içindir yapılan her şey ve onunla iken düşünüldüğünde daha güzel olur anlamların dünyası.
Tabi temelde unutulmaması gereken bir nokta var; denge eylemleri hangi boyut ya da düzlemde gerçekleşirse gerçekleşsin kendini ve dengeyi sağlayan karşıdaki kişiyi öncelikle hayatın eşit kollarında görmesin.
Bir noktadan sonra değerler, dengenin sonrası olma durumunu değiştirip denge değerlerin bir sonucuymuş gibi algılanabiliyor.
Temelde bir insan bir sosyal bir psikobiyolojik canlı olarak; karşıdaki ve kendin için aradığın dengenin öncelikle alt yapısını çok iyi oluşturmalısınki ileride dengeye bakılarak değer alacak herhangi davranış söz veya durumlar ne hakkından az ne de hakkından fazla değer almasın.
Çünkü bir noktadan sonra değerler dengenin sonrası olma durumunu değiştirip denge değerlerin bir sonucuymuş gibi algılana biliyor. Genelde anlaşmazlıkların nedeni de budur aslında.
Denge felsefesinden bakarsak sosyal ya da duygusal ilişkilere; işte bu yüzden aşkım işte bu yüzden her zaman sana karşı ve senin kendini rahat hissetmene yönelik kendimle senin aramda geçen davranış biçimleri olsun kullanılan sözler olsun ya da benzeri sayılabilecek durumların hepsinde eşitlik diyorum önce eşitlik.
Çünkü dengenin iki taraf içinde ideal hedefi eşitlik noktasıdır. Bu düşünülürse bile insanın içini rahatlatacak bir durum iken, hayata geçirildiğinde ya da hayata geçirilme çabası bile tek başına bir mutluluk kaynağı olabilir. Bunun bu kadar geniş bir yelpazeyi nasıl içine alabildiği ise çoğu davranışın psiklojik çıkış noktası olmasından hareketle düşünülebilir.
Neyin çıkış noktası peki? İşte mutluluk…
Eğer inanılıyor ise yanılmıyorum bütün eylemlerimizin çıkış noktasında aradığımız ya da olmasını istediğimiz öncelikli durumlardan birtanesidir.
Bu yüzden eşitliği sağlama ya da sağlamaya çalışma onurlu bir uğraş olması nedeniyle ya da yine.
Eğer inanılıyor ise yanılmıyorum bütün eylemlerimizin çıkış noktasında aradığımız ya da olmasını istediğimiz öncelikli durumlardan birtanesidir.
Dünyada körelmiş dejenere olmuş değerler davranış biçimleri arasında gerçektende kendi iç dünyamızda bile net bir şekilde farkına varabileceğimiz bir çaba, bir uğraş, bir davranış biçimidir “Eşitliği sağlama”. Tabi felsefi ya da psikolojik açıdan bakarsak insan hal ve hareketlerine yine çok farklı ifadeler geliştirebilir ve bu ifadeleri güçlüde kılabiliriz.
Bunların herhangi birine inanmak ya da inanmamak ta çoğu zaman o fikrin daha doğru ya da daha yanlış olmasından ziyade daha sempatik ya da daha anlaşılır bir dille ifade edilmesinden kaynaklanmaktadır.
Burda sadece davranışların bir denge arayışı ekseninde gerçekleştiğini ve en ideal davranışında yönelinmiş ve yönelimin eşitlendiği koşullar olduğunu söylüyorum .
Bunu yaparken elbette hazzı, estetiği , faydayı göz öneünde bulundurmak gerek.
Çünkü onları yerine getirirken bile temelde bir denge oluşturma çabası mutlaka vardır. İster biliç düzeyinde isterse bilinçsiz ister insana bağlı ister insanla mümkün; istersede insandan bağımsız sadece kendiyle değerlendirilecek bir durum olsun doğada bile bu varsa, yani mükemmel bir denge, insan hayatında dolayısıyla davranışlarında olmaması çok yanlış bir durum olmaz mı?
Bu yüzden ister amaç edinilsin ki ideal olan davranışın atardamarıdır. İsterse edilmesin aslında bütün eylemlerimizde bir denge kaygısı vardır.
Önemli olan bu dengenin koşullarının ve içeriğinin objektiflik ilkelerine uygun olması ve bizim bunu farketmemizdir.
Önemli olan bu dengenin koşullarının ve içeriğinin objektiflik ilkelerine uygun olması ve bizim bunu farketmemizdir.
Sevgi ve aşkta da durum farklı değildir aslında.
Mesela bir tutkal ve bir çam işlemesi el yapıtının arasındaki doğasal durumsal niteliksel ve niceliksel ilişkiyi aşka istinaden örnek verirsek; tutkalın gereğinden fazla kullanılması belkide eldekinin daha sağlam, daha dayanıklı olacağı izlenimini uyandırabilir; ama aslında sadece eldeki uğraş malzemesine bir süre sonra o fazla tutkal zarar verecek ve onu çürütecektir .
Çünkü çam eşya onu kaldıracak özellikte değildir, aynı bakış açısının simetrize edilmesi durumunda, çama zarar verecek diye tutkalın az kullanılması durumunda yine sorun olacak ve bir süre sonra aradaki tutkalın çamı ya da çamın parçalarını bir arada tutma gücü tükenecek ve parçalar bir birinden kopacaktır.
Burda doğanın nitelliğin ve nicelliğin sizden istediğide yine çam ve tutkal arasındaki dengeyi bulmanızdır.
Malum zaman diliminde en fazla ayakta kalması amaçlanmışsa eğer yapılan el işlemesinin o zaman bu denge vazgeçilmez bir sonuç olmalıdır işi yapan için.
Tabi sonuç olarak gelinen noktada belki bu kadar uzun açıklamaya bile gerek yoktu diye düşünülebilir.
Bu durumlarda genelde iki şey ön plana çıkar ayrıntıyı sevmezsiniz ya da ayrıntıyı anlayamazsınız; ama bir anlayışın ya da ifade biçimlerinin kalıcı izi bir davranış değişikliği yaratabilsesi için kendisi ile ilgili bütün açıkları size sunmalı ve kapatabilmelidir .
Siz o açıkları görsenizde görmesenizde. Zaten ayrıntıyı sevmeyenler o açıklarıda görmezler. Vel hasıl kelam sözün özü:
Ya dengesizsinizdir ya da denge sizsinizdir….!!!