Peygamber Efendimiz, mesuliyetinin şuurundaydı. O’nda sarsılmaz çelikten bir irade vardı. Mekke’de çekmediği sıkıntı kalmamıştır, ama O, hiçbir zaman sarsılmamış; hanımı, amcası arka arkaya vefat etmiş ki onlar O’nun en büyük yardımcılarıydı O’nda yine zerre kadar ümitsizlik olmamıştır.
    O tebliğ vazifesiyle vazifelendirilmişti. Teker teker insanlara Allah’ı anlatacaktı. Bu zor bir işti. Fakat Allah resulü, tereddüt etmeden bu işin altına girmiş, insanların gönüllerinde tahtlar kurmuştur.
    Başta vazifesine nasıl başladı ise hayatının her safhasını aynı ölçüve aynı disiplin içinde geçirmiştir. Mekke’de yanında sadece bir köle, bir kadın bir çocuk ve bir tane hür insanın bulunduğu zamanda O’nuntavır ve hareketlerine ise Veda Haççında yüz bini aşkın insanın gözündün içine baktığı zamanki tavır ve hareketleri aynıydı.
    Nebiler nebisi, veda hutbesini irad buyurduğu zaman halk toplanmış, O’nun ağzından nerelerin çıkacağını heyecanla dinliyordu. Dalga dalga kıyamete kadar devam edecek mübarek nurdan sesi en uzak topluluklara kadar gidip ulaşıyordu.
    Ulaşmayanlara da O, “Burada olanlar olmayanlara ulaştırsın” diyordu. Nebiler nebisi artık ömürünün sonlarına yaklaşıyor. Bu mübarek yerde yüzbini aşmış ümmetine topluca son nasihatlarda bulunuyordu.
    - Ey insanlar yarın beni sizden soracaklar ne dersiniz? Ashab-ı Kiram “Allah’ın dinini tebliğ ettin. Görevini hakkıyla yerine getirdin. Bize hasihat ve vasiyette bulundun diye şahitlik ederiz.” dediler. Bunları duyunca nebiler nebisi şehadet parmağını yukarı kaldırdı ve şöyle dedi;
    “Şahid ol ya Rab! Şahid ol Ya Rab! Şahit ol ya Rab! Efendimiz bunları derken nee anlatıyordu acaba? Herkes kendi mevkisine göre, bir kısım vazife sorumluluklarla mükelleftir. Efendimiz vazifesini hakkıyla yapmıştı. Ya biz?
    Şu zamanda üzerimize düşen görevlerimizi yapıyormuyuz. Herkes bu soruyu kendine sormalı, önünde yanında olan yangına seyirci kalmamalı, neme lazım dememeli eline aldığı kovayla yangını söndürmek için gayret göstermelidir.