Uyuyamıyorsan, kötü bir hayatın vardır işin en ilginç yanı ise uyanmak istemiyorsan daha kötü bir hayatın vardır....
Nasıl bir çelişkidir nasıl bir düzendir bilinmez ama bildiğim tek şey hayat bize hem iyiyi hem kötüyü bir günde sunabilecek kadar cömerttir.
Oturup düşünürüz hiç neden yokken, bazen akşamları veya uykusuzluk denen illetin bizi esir aldığı geceleri. Geçen günleri ,hayatımızın bize neler verebildiğini veya bizim o hayata neler verebildiğimizi..
Bazen geçmişi anarız, hafif bir tebessümle veya aklımıza gelen bazı hatalarımızı düşünüp öfkeleniriz.
Ne oldu da böyle oldu diye. Hayat o kadar kısa ki, hiçbirşeye üzülmeye değmez diye.. Bazen de ne iyi yapmışım ya! Diyerek.. Öylesine dolu sandığımız hayatın ne kadar boş geçtiğini, anlarız vesselam bu tür gel gitlerde..
Anlamsızlaştığını... Hangimiz tüm detaylarıyla hatırlıyor ki? Yaşadıklarını... İlkokul günlerini, daha sonralarını.. Sadece bir filmin seyretmeye başladığımız fragmanlar gibi öyle bir geçiyor gözlerimizin önünden ve biz sadece seyredebiliyoruz...
Müdahale etme olanağımız olmadan.. Çünkü çekilmiş ve montajı yapılmış bir film bu..
Bir ilginçliği var,devam filmleri gibi sonu belli değil.. Hala devam ediyor ve ne olacağını bilemiyoruz. Bilememekten ziyade müdahale olanağımız bile yok, kendi hayatımıza!..
Felsefe yapmak veya karamsarlık psikolojisi değil bu düşündüklerimiz ve yazılı olarak sizlerle paylaştıklarım...
Aslında sadece kendimize ayıramadığımız ve müdahale edemediğimiz yaşamla ilgili tüm bunlar, ben yazmasamda bu bir gerçek hiç değişmeyen bir gerçek hemde...
Sıkıntılı bir başlangıç oldu gibi geldi. Belki düşünmediğimiz veya uygulayamadığımız değerlerin uygulanmasının vakti gelmiştir diye yazıyorum bunları..
Hayata sarılmak, doyasıya yaşamak, hatırlamak ilk heyecanlarımızı, dönüm noktalarımızı bilmek, sevinçlerimize nankör olmamak, üzüntülerimize,hatalarımıza, ilkelerimize ve kişisel etiğimize sahip çıkmak,sadık kalmak hayata eşe,dosta,sevgiliye...
Bunları yapanlarımız var mı bilemiyorum ama hayat; sarılmamayı, plansızlığı, programsızlığı ve sadakatsizliği affetmiyor, hiç bir evresinde.
Hayatın afetmesini bekleyene kadar siz son verin bunlara sizi hataya sürükleyenleri, üzüntülerinize basanları, sadakatsizliği siz affetmeyin aklınıza bile getirmeyin.
Onlar sizi hayattın acı taraflarını sürüklemeye itemesin. Varsın onlar gitsin, yapın programınızı, planınızı, hayat sizi değil siz hayatı yönetin.
Bırakmayın akan suyun üzerine kendinizi, öyle şeyler yapın ki su sizin istediğiniz yönden ve arzu ettiğiniz şekilde aksın.
Gerekiyorsa akıtmayın suyu.. Sizi ne mutlu ediyorsa o şekilde yaşayın.
Kıramasın hiçbir zaman, hiçbir şekilde bir hayat tanıdığı sizi..
Dalga dalga olsun mutluluk yaratıcıları,öyle ki duygu isyanları oluştursun, inanç,mutluluk ve insan olduğumuzu hatırlatacak şeyleri öne alın artık .. Bu hayat senin ve sen onu istediğin şekilde yaşayacaksın.. Şerefsiz, namussuz, diyeceklerine bu adam şerefi ve namusu üzerine yemin edebilir desinler.
Dedim ya belki yalnız kalacaksın.. Ama onurunla.. Seni takip edecekler göreceksin ve bir yerlerde senin gibi temiz düşüncelerin gibi olan, senin yanlışının onunda yanlışı olduğu, dikleşmiş sancılardan uzak işte bu!
Diyebileceğin o veya onları bulacaksın . Seni karşılayacaklar. Tek sorun bu insanların aranacak kadar az olması ve hayatın kimseye güvenemiyeceğin ve onlara emanet edemeyeceğin kadar değerli olması.
Gidenin arkasından ahlarla vahlarla inlemek yerine anın değerini çıkarın ve kimsenin sizin varlığınız kadar değerli olmadığını unutmayın. Çünkü siz varsanız dertler, üzüntüler, mutluluklar var. Siz yoksanız yok, bunuda bir yere yazın.
Bunu hiç unutmayın, gecenin en karanlığında da olsanız bile unutmayın... Ve hep hatırlayın gecenin en karanlık anı güneş doğmadan bir salise önceki andır.
Bir dakika sonra güneş tüm ihtişamıyla mutlaka aynı yerden doğacaktır ve gecenizi gündüzünüzü aydınlatacaktır...