Mübarek Ramazan ayını neredeyse yarıladık. Günler sular seller gibi akıp geçiyor. Eh önümüz bayram ulaşabilirsek şayet onunda ayrı bir mutluluğu ve tebessümü olur yüreklerde. Ramazanı tutan bayrama ulaşır Allah’ın izniyle. Biz yine ramazanı konuşalım ama henüz bayrama çok erken.
***
Son yıllarda gösterişli iftar sofralarını, sendika, parti, kurum, şirket yemeklerini bir nebze unuttuk çok şükür. Ya da sayısı azaldı. İnsanların aynı sofrayı paylaştığı iftar sofralarının yerine hani bir ara bunları koymuştuk. Kalabalık kitlelerin bir restoranda buluşması ve sözde tasavvufi müzikler eşliğinde iftar açmalar yaygındı bir ara.
***
Birde bazı yayın organlarında programlar yapılırdı önceden. Fon olarak bir fakir aile seçilir, onun fakirhanesine girilir ve canlı yayın ile bir bürokrat, siyasetçi veya zengin o haneye konuk olurdu. Fakirlikleri, yoksullukları gözler önüne serilir “Fakir sofrasına konuk oluyoruz” mesajları verilirdi. Fakir hanenin çocuklarında bir utangaçlık, hanenin hanımında bir mahcubiyet ekranlara yansırdı.
***
Tüm bunlara son yıllarda çok şükür ara verdik ve unuttuk. En azından ben denk gelmiyorum artık. Ancak bunlarla birlikte çok şeyi de unuttuk aslında. Unutmamamız gerekenleri unuttuk. Komşumuzun aç olduğunu unuttuk, açlığını hatırladığımıza para verip, yemek verip sözde lütufta bulunarak soframıza buyur etmeyi unuttuk.
***
Unuttuklarımızı bir gün yeniden hatırlar mıyız acaba ? Sahurda kimin ışığı yanmıyor, kimlerin ışığı sönük kontrol eder miyiz ?  Sahi tüm bunları bize unutturan nedir acaba ? Toplum olarak o kadar çok hafıza kaybı yaşıyoruz ki Uygurlu Müslümanlara Çin işkencesini sadece Ramazan’da hatırlıyor, Gazze’ye uygulanan zulüm ve ambargodan Ramazan’da haberdar oluyoruz. Ramazan sonrası mı ?. İşte hayat o zaman bize güzel yansın-dönsün…