Türkiye'nin bir "İslam ülkesi" olması, O'nun dış dünyadaki önemini, belki de buraya kadar üzerinde durulan bütün unsurlardan daha fazla arttırmaktadır. Bunun en önemli nedeni "Türkiye'nin tek ve biricik, laik ve demokratik İslam ülkesi oluşudur. 
Bu özelliği ile Türkiye, hem değişme ve gelişme potansiyeli bakımından ekonomik-askeri-siyasal bir güç olarak önem kazanmakta, hem de daha önemlisi, "Müslüman Dünya" için, farklı bir model oluşturmaktadır.Türkiye'nin, Müslüman toplumlar için, laik ve demokratik bir model oluşturması, sadece bölge açısından değil, tüm dünya ve insanlık tarihi açısından önemli bir olaydır.
Türkiye açısından baktığımız zaman, Türkiye, merkezi bir siyasal hükümetin kurulmasını isterken, aslında bir anlamda Irak’ta etnik ve mezhepsel bölünmeyi istemediğinin de altını çiziyor. Çünkü bu tür bölünmeler, coğrafya açısından baktığımız zaman Ortadoğu’da yeni sorunların ortaya çıkması anlamına geliyor. Bu yeni sorunlar da ister istemez, Türkiye’nin yanı başında yeni kriz alanları, bu kriz alanlarında Türkiye’nin hem dış politikası açısından, hem de toplumsal ve siyasal istikrar açısından sorunlar demek.
Almanya’nın önde gelen Türkiye uzmanlarından Udo Steinbach, bir çok Arap ülkesinin yeniden şekillenmesinde Ankara ve İstanbul’un önemli platformlar haline geldiğini belirtiyor:  “Türkiye çok etkin ve yapıcı bir hâle geldi. Türkiye’nin, kriz yaşanan Libya ve Suriye gibi ülkelerde önemli bir rol oynayabilecek durumda olduğuna inanıyorum. Bu arabulucu rol olarak tanımlanabileceği gibi Türkiye’nin uluslararası toplum ile Arap dünyası arasında bir anlamda iletişimi sağlaması olarak da görülebilir demektedir.
Son yıllarda El-Kaide terör örgütünün Türkiye’deki eylemleri ve faaliyetleriyle ilgili yoğun haberler  çıkması da dikkat çekicidir. Anlaşılıyor ki, El-Kaide’nin arkasındaki güç, örgütün faaliyetlerini Anadolu topraklarına yönlendiriyor. Ayrıca Amerikan sineması Hollywood da, El-Kaide’nin Türkiye’yi merkez üs edindiği ve dünyayı tehdit edecek eylemleri buradan planladığı konusunda filmler yapmakta ve dünyaya dağıtmaktadır.
Türkiye’nin, ABD stratejilerindeki “potansiyel terörist” ve “tehdit” ülke tanımına uygun bir konuma gelmesi için hazırlanan bir oyunun apaçık göstergeleri oluyor. Diğer taraftan, El-Kaide’yi Türkiye’ye odaklandıranların, Türkiye’nin vurulmasına haklı bir gerekçe olmasını sağlamak için bunu yaptıklarını görmek gerekir. Zira Afganistan “El-Kaide orada” diye vurulmuştur. Irak vurulmadan önce de terörist örgütün bu ülkeyle “ilişkilerinden” söz edilmiştir. Kısaca El-Kaide ABD’nin nereyi vuracağının adeta bir işaret fişeği olarak görülmekte  ve öyle değerlendirilmektedir.
Türkiye’de iç savaş çıkarmak, ABD ve Batı’nın son yıllarda gündeminden hiç çıkmayan bir konudur. Ülkemizi parçalara ayırmak, ayrı ayrı eyaletlere ve yönetimlere bölmek sömürgecinin nihai hedefidir. Sömürgeci önümüzdeki yıllarda bu hedefte planladığı oyunlarını gerçekleştirebilmek için tüm kozlarını oynayacaktır. Bugün Suriye’de oynanan oyun hiç şüphe yok ki, yarın bizim ülkemizde, bizim vatanımızda ve bizim toplumumuzda oynanacaktır. 
Uyanmak, birlik olmak ve şuurla vatanımıza,  kardeşliğimize sahip çıkmak  zorundayız: Sessiz ve derinden yürütülen projeler  birçok ülkeyi parçalayacak, istikrarsızlaştırıp iç savaşlara sürükleyecek. Belki bir süre sonra şehir savaşları, mikro devletçikler göreceğiz.  Allah korusun çatışma “İslam’ın kalbine” yönelecek, İslam kendi içinde savaşacak.. Bunun için güçlü millet, güçlü iktidar ve güçlü devlet olmak zorunluluğumuz var. “Uyanın Tehlike çanları çalıyor!” diye feryat etmek vatanseverlik görevimiz olsa gerekir…