KALP damar rahatsızlıkları, kanser, şeker, tansiyon. Son yıllarda 'birlikte yaşamak' zorunda bırakıldığımız hastalık tanılarımız. Aslında kimse bizi bu hastalıklarla yaşamaya zorunlu kılmıyor. Birilerinin zorunlu kılması için biz onlara o imkanı veriyoruz. Uslanmıyoruz...  
Önceki yıllarda üst üste en yakın arkadaşlarımı, dostlarımı kaybetmiştim. 3-4 aylık süre içerisinde 3'ü kanserden, ikisi şekerden aramızdan ayrılıverdiler. Son olarak kayınbiraderim, ondan önce amcamın oğlu, öncesinde ise ağabeyim, aynı hastalıklara yenik düştü...
Daha önce birden fazla yazmıştım. Önceki gün yakalandığı günümüz hastalık tanısı sonucunda rahmete kavuşan kayınbiraderimin henüz acısı yüreğimizde kor ateşken, bir kez daha yazmakta yarar gördüm. Anlayana. Veya anlamak isteyenlere bir faydamız dokunur düşüncesiyle...
Doktora gittiğimizde önce hastalıkla ilgili teşhis konulup, sonrasında da tedavi yöntemleri uygulamaya konuluyordu. Kanser ve damar rahatsızlığı, kalp gibi konulardan ölenlerin sayısı bu kadar fazla değildi. 'Kanser öldürüyor' başlığını kullanıp, istatistiklere dayalı haberler yaptığımız yıllar 1977 yıllarına denk geliyor. Sonrasında, ölüm olayları artınca verilerde yayınlanmaz, gizlenir oldu...
Kendi elimizle yaptığımız tereyağından, kökünden söktüğümüz zentinliklerle birlikte zeytinyağından vazgeçtik. Paketlenmiş sıvı ve katı gıda ürünlerine yöneldik. Kolayımıza geldi. Kolayımıza gelmenin de ötesinde fiyatları, diğerlerine göre daha ucuz olmasından dolayı tercih ettik. Ama 'ucuz et'in yahnisi de tatsız olur' atasözümüzü aklımıza getirmedik. Ucuz ama sağlıksız olanı tercih ettik/ediyoruz. Doktor da artık, 'Bu hastalıkla yaşayacaksın' diyor...