Yasalarla da sağlama alınan İslam karşıtlığı, İslam düşmanlığının ve dolayısıyla Müslümanlara saldırıların da önünü açıyor. Avrupa''da son yıllarda Müslümanları ve camileri hedef alan saldırılarda büyük artış var. Araştırmalara göre, Fransa''da son bir yılda 450''den fazla Müslüman saldırıya uğradı (%85''i kadın), son 1,5 yılda İngiltere ve Galler''de 1200 İslam karşıtı saldırı gerçekleşti,
ABD''de 10 yılda 500''den, Hollanda''da beş yılda 100''den fazla cami saldırıya uğradı, Almanya''da ise yılda 120 saldırı düzenleniyor. Avrupa''da camilere ve Müslüman mezarlıklarına domuz başı ve kanı atılıyor, duvarlara haç, svastika işareti çiziliyor.
Hatta ABD''de Müslümanları öldürmek için özel domuz mermileri üreten bir silah üreticisi bile var (Evet, doğru okudunuz ve True Blood gibi bir vampir filminden alıntı yapmıyorum). Şirket yöneticileri ucuna domuz şekli verilmiş ve domuz kanına batırılıp kırmızıya boyanmış bu mermilerle Müslümanları ''Cehennem''le tehdit etmek için birebir olduğunu iddia ediyor. Yani ''münferit'' diye nitelenen olayları üst üste toplayınca topyekûn bir düşmanlıkla karşı karşıya kalıyoruz.
Bu saldırıların temelde üç ana nedeni var. Birinci neden küresel ekonomik kriz sonrası artan bunalım ve işsizlik… İş bulmak ve geçinmek zorlaştıkça kendinden olmayanın gelip ekmeğini çalıyor olduğu düşüncesi İkinci Dünya Savaşı''nı getiren ırkçılığın da temel sebeplerindendi. Buna bağlı olarak güvenlikçi söylemler de artıyor ve Batılı ülkelerdeki suç oranlarındaki artış göçmenlerle, çoğunlukla da Müslümanlarla ilişkilendiriliyor.
İkinci neden Müslüman ülkelerde yaşanan şiddet olayları ve medyanın en sevdiği konu olan, radikal İslamcı örgütlerin terör eylemleri… 11 Eylül''le başlayan İslam dini ile terörü bağdaştırma anlayışı, Müslümanları mağdur ederken öte yandan da İslamofobi olarak adlandırılan bu yeni ırkçılık biçimini de körükledi. Oluşturulan sakallı terörist tipolojisi ve bu tipolojinin Hollywood filmlerinden polis kitapçıklarına kadar uzanan işleniş seyri, tüm Müslümanları tehdit ve Müslüman olarak gören zihniyetin oluşmasına imkan sağladı.
Dünya Müslüman Alimler Birliği, Hollanda'nın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'ya yönelik skandal tavrını ve bunu protesto eden Türk vatandaşlarına "sert müdahalesini" kınadı.
Birlikten yapılan yazılı açıklamada, Hollanda'nın ülke sakinlerine, Türk politikacıları ve Türkiye'ye karşı tutumunun "siyasi ve ahlaki olarak kabul edilemez" olduğu vurgulandı. Söz konusu tutum ayrıca "Türkiye'nin iç işlerine müdahale ve bağımsız Türk seçmeninin kararını etkileme çabası" olarak değerlendirildi.
Türk politikacılarının, farklı ülkelerde ikamet eden vatandaşlarıyla bir araya gelme ve ulusal meselelere ilişkin görüş alışverişi yapma hakkı olduğu vurgulanan açıklamada, "Arap ve Müslüman dünyası ile özgür dünya ülkelerinin, vatandaşları ile siyasilerin bir araya gelebilmesi, vatandaşlarının ikamet ettiği ülkelerde görüşlerini ifade özgürlüğü kapsamında Türkiye'nin yanında yer alması gerekiyor." ifadesine yer verildi.
Batı'yı zapteden ırkçı söylemler ve uygulamalar konusunda uyarıda bulunulan açıklamada bu tavrın, Müslüman ve Arap hükümetleri ile halklarına karşı provokasyona neden olduğu, dünya barışına zarar verdiği vurgulandı. Ayrıca Birlik tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan'a tam destek verildiği belirtilirken, Müslüman halklara da Türkiye etrafında birleşme çağrısı yapıldı.