Ülke gündemine baktığınızda daha çok Suriye başta olmak üzere komşumuz olan ülkelerde yaşanan gelişmelerin konuşulduğunu, tartışıldığını göreceksiniz.
Evet, son olarak Suriye’de yaşanan kimyasal saldırı vicdan sahibi herkesi üzdü. Yüzlerce, hatta binlerce insandan bahsediliyor. Çoğunluğu çocuk…
Özellikle saldırının ardından çekilen videolardaki çocukların görüntülerini izleyemedim. O çocukları izlerken “günahsızların günahı ne” diye sormaktan kendimi alamadım.
Savaşta kazanan taraf yoktur. En çok da masumlar zarar görür. Yani en masumlarımız çocuklar…
Elimden geldiğince yerel konular hakkında yorumlar yazmak istiyorum. Tabi ki insanız ve bizler de dünya gündeminden etkileniyoruz.
Dünya gündemi demişken…
Biz Türkler, komşularımıza ve özellikle de aynı dine mensup olduğumuz ülkelere nazaran daha fazla vicdan ve empati sahibiyiz.
Biz daha fazla üzülüyor, daha fazla yardım eli uzatıyoruz.
Yapımızda bu var.
Komşularımızın ve diğer İslam ülkelerinin hataları yok mu?
Türk-Arap ilişkileri bakımından konuyu irdelediğinizde farklı sonuçlar çıkacaktır karşınıza.
Araplar Osmanlı’ya ihanet etti mi diye bir soru sorsam, büyük çoğunluk “evet” cevabını verecektir. Tarihi kaynaklar böyle söylüyor. Bazı tarihçiler Arapların büyük çoğunluğunun Müslümanlık bağıyla son ana kadar Halifeye bağlılıklarını koruduklarını söylerler.
Fakat Mekke Şerifi Hüseyin’in İngilizlerle anlaşarak bazı bedevi kabileleri Osmanlı’ya karşı ayaklandırması gibi bazı olaylar da tarihimizde mevcut.
Diğer bir yönü şayet böyle bir şey (topyekûn ihanet) gerçekten vuku bulmuş olduysa bile yapımız gereği, bizim bugün Arap ülkelerinde yaşanan sıkıntılara “oh olsun” şeklinde yaklaşamayız.
Özellikle bugün Ortadoğu’da yaşananların ucu Türkiye’ye dayanmaktadır.
Türkiye’nin 900 kilometre sınırı olan Suriye’de yaşananlara, oynanan oyunlara ilgisiz kalması mümkün olamaz.
Dün Amerika’nın özgürlük ve demokrasi getirmek uğruna kaosa sürüklediği Irak için de aynı şeyleri söyleyebiliriz.
Tarih tekerrür ediyor.
2. Abdülhamit döneminde imzalanan Berlin antlaşmasının sonuçlarına göz atarsanız,
Bugün aynı planın yürürlükte olduğunu göreceksiniz.
Berlin antlaşmasına göre Bulgaristan bölünmüş, ortaya küçük devletler, özerk bölgeler çıkmıştı. Bunların yönetimleri de İngiltere ve Avusturya gibi devletlere bırakılmıştı.
Sırbistan, Romanya’da bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi.
Tarih dersi verecek değilim elbette. Bugün tarihin tekerrür anlayışına şahitlik ediyoruz, buna dikkatinizi çekmek istiyorum.
Mısır üçe bölünse Gazze’ye kim yardım edecek? Mısır’ın bölünmesi, iç karışıklık çıkması petrol bölgelerinin daha kolay kontrol edilmesine zemin hazırlayacaktır.
Suriye için de aynı şeyleri söyleyebiliriz.
Dün Irak’ta yapılan buydu.
Irak’a getirilen özgürlük demokrasi anlayışı değildi. Amerika’nın Irak’a götürdüğü tek şey daha büyük petrol borularıydı.
Şimdi bu büyük petrol borularının güvenliğinin sağlanması yanı sıra, sevk idaresi için Ortadoğu’da ve Arap ülkeleri üzerinde büyük bir plan yürürlükte.
Belki biz göremeyeceğiz ama çocuklarımız veya torunlarımız Ortadoğu’daki yeni düzene şahitlik edeceklerdir.
İşte tüm bu gelişmeler yaşanırken Türkiye’nin konumu ve durumu daha önemli bir hal alıyor. Türkiye bölgedeki tek güçlü yerli ülke vasfını korur ise gelecek kuşaklar açısından daha iyi olacaktır.
Bu nedenle Türkiye’nin bölgede yaşananlara sessiz kalması düşünülemez.
Tabi ki bunu da akla mantığa uygun şekilde yapmalı. Gelecek için stratejik adımlar atılmalı ama bunu yaparken de tavize giden yolu kapalı tutup, önce akli sonra kalbi davranmalıyız.