Kimine göre barış süreci, kimine göre müzakere süreci, kimine göre parçalanma süreci, kimine göre çekilme süreci… Adına her ne derseniz deyin pek çok isim dolaşıyor kamuoyunda. 30 yıldır silahlı mücadele vermiş olduğumuz PKK 8 Mayıs’ta ülke topraklarından tamamen çıkacağını açıkladı. Barış isteyen halkımız sevinçle karşılamış olsa da ister istemez herkesin aklında soru işaretleri var.
30 yıldır ülkemizin bütçesini tarumar eden, ülkemizde barışı baltalayan, bebekleri katleden, doğrudan ve dolaylı olarak ülkedeki tüm istikrarsızlıkların sebebi olan devlet düşmanı bir topluluk ne oldu da çekilip gidiyor diye düşünenler azımsanmayacak kadar çok. Haklılarda.
Peki ne oldu da PKK ülke dışına çıkmayı kabul etti? Kim ne derse desin hükümetin gösterdiği kararlı tutum PKK’yı barışa itti. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün “Çok güzel şeyler olacak.” Sözleriyle başlayan açılım süreci bir milat oldu bu ülke için. Arka arkaya yapılan açılımlar bölge halkını devlete karşı yumuşattı. Daha sonra Genelkurmay başkanı Necdet Özel’in geçen yaz doğuya gitmesi, ordunun başında yer alması, özel harekat birlikleriyle ordunun birlikte başarılı operasyonlara imza atması PKK’nın askeri alanda sıkışmasına neden oldu. Dağda istediğini bulamayan örgüt şehirlere inmek istedi. Yine polis teşkilatının operasyonları ve KCK tutuklamaları örgüte alan bırakmadı. Açılımları gören Kürt halkının da büyük bir kısmı barış istedi, tıpkı silahlı mücadelenin bir sonuç getirmediğini gören Öcalan gibi.
Hükümetin kararlı ve sabırlı tutumu işe yaradı. Pek çokları süreç içinde başbakana vatan haini damgasını vurmaya kalksa da belki birkaç yıl sonra vatana ne kadar büyük bir hizmet yaptığının farkına varacaklar. 30 yıldır akan kanı, akan gözyaşını kimse dindirmek için bu kadar kararlı bir tutum sergilememişti. Uzun zamandır da ülke halkı bu kadar umut dolu olmamıştı. Sağ-Sol, Alevi-Sünni, Türk-Kürt çatışmaları ülkemizin huzurlu bayramlar geçirmesine hep engel oldu. Her bayrama, her iftar sofrasına kan damladı, gözyaşı damladı. Maalesef dış güçler hiçbir zaman istemedi bu topraklarda barış olmasını. Fakat bu kez farklı bir durum var ortada. Bence masada ABD ve İsrail’de var.
Yıllarca örgüte destek olan bu iki ülke artık PKK’nın ülkemizden çıkmasını istiyor. Nedenine gelince uzun bir süredir Suriye’de Esed rejiminin yıkılmamış olması ABD ve İsrail’i rahatsız ediyor. ABD ekonomisinin yeni bir savaşı kaldıramayacak kadar kötü olması, İsrail’in de abisi olmadan cesaretlenememesi Suriye’ye girmelerine engel oluyor. Bu yüzden örgütü Suriye’de Esed’e karşı kullanmak istediklerini düşünüyorum. Nitekim PKK’nın PYD kolunun da Özgür Suriye Ordusu’yla birlikte Esed’e karşı savaşmaya başladığını görüyoruz uluslararası medyada. Artık PKK Türkiye’nin sorunu değil Suriye’nin sorunu olacak gibi görünüyor.
Peki bizi bekleyen sorunlar ne olabilir bu süreçte? Bana sorarsanız yeni bir örgüt oluşabilir. Sol görüşlü DHKP-C gibi örgütler dış ülkelerin taşeronluğuna soyunabilir. Barış söylemlerinin artmaya başladığı ilk anlarda DHKP-C’nin eylemlerini artırmasını buna işaret olarak görüyorum. Türkiye halkıyla, askeriyle, polisiyle el ele barışı korumak için savaşmalıdır, illa bu topraklarda savaş olacaksa barışı korumak için yapılmalıdır.
Yeni bir sayfa açmanın zamanı geldi. Doğuya özel sektörün yatırımları hızla artıyor. İşsizlik azalıyor, halkın refah seviyesi artıyor. Her şeyden önce gözyaşı diniyor. Üç aydır silah sesleri duymuyor bölge halkı, adeta barışın ne denli güzel bir şey olduğunu tadıyorlar. Umarım bu barış süreci sekteye uğramaz, sabote etmek isteyenler başarıya ulaşamaz. Konu AKP hükümetinin değil tüm Türkiye’nin konusudur. Çözüme giden yolda hangi parti olursa olsun destek vermek gerektiğine inanıyorum. Ülkenin sorununa tüm partiler katkıda bulunmalıdır. Bu işte siyasi rant düşünülmemeli 30 yıldır kanayan yarayı tüm siyasiler tedavi etmeli.
75 milyonun huzurla, mutlulukla yaşayabileceği, doğan her çocuğun bu ülkeye hizmet etmek için büyüyeceği bir ülkede buluşmak dileğiyle…