Dün sabah gazetede işbaşı yaptım ve önüme sıcak bir bardak çay almıştım ki, şekerini karıştıramadan iki misafir geldi.
Büroda tek muhabir olmam münasebetiyle misafirleri ben ağırlamak durumunda kaldım.
Bir baba ve kızı konuğum oldu.
Afgan uyruklu baba ve yanında kızı Yozgat’a daha doğrusu Türk Milleti’ne teşekkür etmek için gazetemize geldiğini söyledi.
Afganistan’da ki iç savaştan kaçan ve ülkesinde edebiyat öğretmenliği yapan Müslüman bir ailenin reisliğini yapan Seyyid Abdullah, Amerika’ya göçü öncesi Türk Milleti’ne duyduğu şükran, minnet ve vefayı dile getirmek istediğini belirtti.
Yozgat’ta dört yıl kalmışlar.
Yozgat’tan önce İran’ın konuğu olmuşlar ama…
Yukarıda ki ama cümlesi bizi yeryüzündeki diğer milletlerden ayıran özellik sanırım.
Afgan aile o ‘ama’ cümlesinin ardından ülkemiz ve milletimiz ile ilgili öylesine cümleler sıralıyor ki boğazınız düğümleniyor, yüreğiniz yanıyor ve rabbinize hamd ediyorsunuz.
İçten ve yürekten kurulan sözcükler olduğunu ailenin ifadelerinden ve yüz mimiklerinden anlıyorsunuz.
Diyorlar ki: “ Müslümanın Müslüman ile kardeş olduğunu biz Türkiye topraklarında gördük”.
Afganistanlı konuklar derin Türkiye sevgisini Kurtuluş Savaşı’na kadar taşıyor.
Milli Mücadele’de Afganistanlıların Türkiye’ye yardımlar gönderdiğini hatırlatıyor ve
“Siz sıkışıkken biz size acizane yardımlarda bulunduk, şimdi ise biz dardayız siz bize kucak açtınız” diyor.
Dünyaya adalet, saadet ve merhamet taşıyan bir ecdadın bugünkü torunu olarak dinliyorum aileyi.
Hep ceddimize karşı vazifelerimizi yerine getiremediğimizi düşünürken, Afgan aile bir nebze yüreğime su serpiyor ve baba Seyyid Abdullah yarım Türkçesini kızından düzeltmesini istiyor.
Afgan babanın kızı “Sizde ecdadınız gibi müslümana yardım ediyorsunuz. Biz ne yapsak karşılığını ödeyemeyiz, biz istiyoruz ki Türkiye her anlamda dünyada birinci olsun ve Müslümanları korusun”.
Aileye cevap verecek kelimeler bulamıyorum.
Biliyorum ki bu bizim için bir övünç ve kibir kaynağı değil.
Tam tersine atalarımızdan bize bir ödev, sorumluluk ve miras…
Afgan aile ziyaretini sonlandırmak istiyor, ben ise yolcu ediyorum.
Onların yüzlerinde derin bir sevginin, saygının ve mutluluğun ifadesi okunuyor, benim dilim ise bu manevi mutlulukla birlikte rabbine hamd ediyor.
“Elhamdülillah” diyor ve aileyi uğurluyorum.