Soru sorabilmek:  Zor iştir. Eğer bir konuda gerçek bir fikrin  varsa.
    Soru sorabilmek: Cesaret ister. Kendine güvenmen , o konuda donanımlı olduğuna inanman gerekir.
    Soru sorabilmek: Gerçekçilik ister. Laf olsun diye sorulmaz soru.
Soru sorabilmek: Saygı ister. Karşındakine duyduğun ilgiyi belirtir.
    Soru sorabilmek: Kolaya kaçmamaktır.
    Soru sorabilmek: Anlamaya çalışmaktır.
    Soru sorabilmek: Şekilci olmamaktır.
    Soru sorabilmek: Hatayı bulmaktır kimi zaman.
    Soru sorabilmek: Gerçeği göstermektir.
    Soru sorabilmek: Bir medeniyetin ayakta kalmasıdır.
    Bence biz de bu eksik 'Soru sorabilmek' .
    Soru soran bir toplum değiliz. Çünkü hocalarımız ve eğitim sistemimiz bizi böyle yetiştirdi. Farklı bir soru sorduğunda konuyla alakalı değilse diye kesildi her cümlemiz. Küçükken 'anne biz nasıl dünyaya geldik' diyen çocuğa 'leylek getirdi oğlum' seni dediğimiz içindir belki. Belki bu yüzden din sömürülüyordur. Dinle ilgili her sorduğumuzda sindirildiğimiz içindir belki. Hata yaptığında kızdığımız vekile soru sorma özgürlüğümüz elimizden alındığı içindir belki.
    Dokunulmaz olduğu içindir. Tek dokunmak uzaktan izletilebildiğimiz içindir belki. (Yumurta atmak doğru değildir elbet)
    Her ne olursa olsun biz tarihsel sürece baktığımız da hiçbir zaman soru soran bir toplum değiliz.
    Biz hiçbir zaman sorunlara eleştiri yapmış bir ülke değiliz. Sorunun Sorumlusu her zaman baştaki diyip köşeye geçmiş bir milletiz. Bakınız ÖSYM de yani öğrenci seçme ve yerleştirme merkezinde sorular çalındı. Peki biz ne yaptık ilk önce başındaki adamı gönderdik. Ya sonra , adını değiştirdik. Ölçme seçme ve yerleştirme merkezi yaptık. Logoda değiştimi tamamdır.
    Biz yıllarca Semra kaynanayla kandırıldık.
    Bize siz bunu istiyorsunuz dendi. Bu ülkenin akil adamları çıkıpta gerçek bir soru soramadı.
    Bu ülkede onca şey yapıldı ki artık şaşırmadık. Kimse neden şaşırmıyoruz artık diye soru sormadı.
    Bizim için soru turiste ülkeyi nasıl buldun , acı var mı efendim ve 150 bine var mısın yok musun oldu.
    Belki bu sorular yüzündendir soru soramamız.
    Belkide bundandır benimde kafamdaki soruyu soruyla arama telaşım...
    "Doğru zamanda doğru soruları sorabilmek o kadar önemlidir ki; hayat bile kurtarabilir."
KISA BİR HİKAYE
    Bir Kimya  profesörü Nobel ödülü almıştı. Ödül töreninden sonraki ilk dersinde, öğrencilerinden biri kendisine şöyle bir soru sordu:
    “Efendim! Amerika’da üç binin üzerinde Kimya profesörü var.
    Ancak bu kadar bilim adamı arasında, ödülü size lâyık gördüler.
    Sizi diğerlerinden ayıran özellik neydi?”
    Profesör, bu farklı soruya önce bir tebessümle cevap verdi. Ardından da, kendisinden merakla cevap bekleyen öğrencisine şunları söyledi:
    “Doğrusunu söylemek gerekirse, hepsini anneme borçluyum!
    Çünkü ben küçük bir öğrenciyken, diğer çocukların anneleri, onlar okuldan evlerine döndüklerinde kendilerine:
    ‘Söyle bakalım, öğretmeninin sorduğu sorulara iyi cevaplar verebildin mi?’ diye sorarlardı. Benim annem ise bana:
    ‘Söyle bakalım’ derdi. ‘Bugün öğretmenine iyi bir soru sordun mu?’
    İşte beni farklı yapan bu oldu. Her zaman diğerlerinin sormadığı soruları sordum ve hayatım boyunca da, sormaya devam ettim!”