Bugün çalan ziller ile minikler ders başı yaptı. Sadece miniklerle sınırlı kalmadık. Birçok üniversitede akademik takvimini başlattı. Kimi gencimiz üniversiteli olmanın heyecanıyla elinde valiz okul yolu tutarken, kimi miniklerde heyecanlı ve ürkek vaziyette okullu oldu.
***
İlköğretim Haftası nedeniyle düzenlenen töreni gazeteciler olarak yerinde takip ettik. Okullu olan minik kardeşlerimizin heyecanı bizlere kendi öğrencilik yıllarımızı hatırlattı. Yaşımız çok büyük olmamakla birlikte, bizim okula adım attığımız yıllar ile şimdinin arasında dağlar kadar farklar oluşmuş. Bunu bir kez daha yerinde gördük, gözlemledik, sevindik ve mutlu olduk.
***
Gelinen nokta itibariyle Yozgat’ta okullarımız donanım ve materyal yönünden çağdaş eğitim sunan kurumlar olmuş durumda. Çok değil, 1997 yılında okula başladığımda sınıfta kara tahta vardı. Tebeşir kullanılan tahtaya çıkmama arzum, tebeşirin çıkardığı ses ve elimde bıraktığı tozdan ileri gelmekteydi.
***
Sonra o dönem bazı arkadaşlar siyah önlük, bazıları ise mavi önlük kullanmaktaydı. Daha sonra beyaz tahtalara kavuştuk. Bu tahtaların özelliği kalem kullanılmasıydı. Sınıflara hijyen ve mutluluk gelmişti. Biz okula önce tebeşir parası götüren, daha sonra ise tahta kalemi parası veren bir nesildik anlayacağınız.
***
Şimdi okullarımızda akıllı tahta denilen bir sistem kullanılıyor. Sistem diyorum çünkü sadece yazı yazmak amacıyla kullanılmıyor. Akıllı tahta görmeyen bir nesil olarak aslında nasıl kullanıldığını bende tam bilmiyorum. Bildiğim bilgisayar ve projeksiyonlar kullanılarak bu tahtalarda ders anlatılıyor.
***
Tüm bunları nostalji olsun diye dile getirmiyorum. Ülkemiz ve devletimizin eğitim alanında nereden nerelere geldiğini hatırlatmak istiyorum. Bizden çok önceki kuşakların hangi zorluklar, hangi şartlardan geçerek eğitim aldıklarını bir kez daha dile getirmek istiyorum. Yıllarca savaşlarda bitap düşmüş bir ulusun, bir neslin Cumhuriyet ile her alanda olduğu gibi eğitim alanında da nasıl yapılandığını, çağdaşlaştığını ve kurumsallaştığını vurgulamak istiyorum.
***
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, kazandığı parlak askeri zaferlere rağmen milletimize bir çağrıda bulunmuş ve asıl savaşın cehalete karşı verilmesi gerektiğini dile getirerek, toplumun eğitilmesi ve eğitimimize vurgu yapmıştı. O çağrıdan bu yana genç Cumhuriyet tüm yokluk ve yoksulluk içerisinde binlerce gencini eğitmiş ve aydın kadrolar yetiştirerek devlete hizmetini sağlamıştı.
***
Bunun yanı sıra köylüye-kentliye toplumun her kesimine okuma yazma kursları açılarak Türk Milleti’nin ufku açılmış, Milliyetçi kadrolar Türkiye’yi yeniden her alanda yapılandırma yarışına girmişti. O günden bu güne kadar atılan her adım ve hizmet ile eksikliklerimiz olmasına rağmen çocuklarımıza iyi bir donanım ve alt yapı ile eğitim imkanı sunabiliyoruz.
***
Geçmişini bilmeyenin geleceği olmaz. Maziyi bilmeden ati ye yürünmez. Devletimizin bugünlere gelmesinde ve eğitim alanında bu denli güçlenmesinde emeği geçenleri minnet ve şükran ile anıyorum. 
***
Ülke sevdasıyla milyonlarca vatan evladını yetiştiren, eğiten, yol ve ülkü çizen, milli ve manevi değerlerimize sadık Türk öğretmenlerini, münevverlerini ve mütefekkirlerini, beni bugünlere getiren kendi öğretmenlerimi saygıyla selamlıyorum. Vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Okula yeni başlayan miniklerimize başarılar temenni ediyorum.