Aksi gibi o günün akşamına doğru teslim etmesi gereken birkaç pencere vardı. Biraz dinlenmek için eve çıkarken sigortaya göz attı. Biri gelip sigortayı kapatmış olmalıydı.
Şalteri kaldırınca atölye aydınlandı. Tahminleri doğru çıkmıştı ama bu işe bir anlam veremiyordu. İşe koyulduğunda yine aynı şey oldu.
Ama bu sefer suçluyu görmüştü. Oğlu evden atölyeye bağlanan merdiveni sessizce inmiş ve sigortayı kapattığı sırada babasını karşısında bulmuştu.
Adam on yaşına gelmiş bir çocuğun böylesi bir haylazlığını affedemezdi. Bütün günü onun yüzünden mahvolmuştu. Bir kere yapmış olsa ses çıkarmazdı.
Saçlarından yakalayıp sıkı bir tokat attı. Belki attığı tokat serseri olmasını engellerdi. Adam oğlunun gözyaşlarını görmezlikten geldi. Eve çıktıktan sonra eşine dert yanarak “- Bu çocuğun arkadaş çevresini bilmemiz lazım! …Eğer serbest bırakırsak başımıza büyük dertler açabilir.
Sonunda en kolay yolu buldu. Oğlunun hiç aksatmadan tuttuğu günlüğünde arkadaşlarına ait ipucu olmalıydı.
Eşi istemese de ona kulak vermedi ve hışımla çocuğunun günlüğünü okumaya başladı. Derken bir solukta günlüğün sonundaydı. Okurken büyük hayrete düştü.
Oğlu günlüğünün en son sayfasında şöyle yazmıştı:
“Bir gece kötü bir rüya gördüm!.. Atölyede Çalışırken babamı elektrik çarpıyordu. Allahım onu koru!.. Ben elimden geleni yapacağım!..”
* * *
Cüzdan boşalırken yürek dolar.
Victor Hugo
İyi haftalar…