Mübarek Cuma gününde kutlu bir miting düzenlenecek.
    Bu mitinge şehit aileleri de katılacak.
    Onlar bu mitinkte karşılarına çıkan her Türk bayrağında, her insanda, her sözde, sloganda evlatlarını hissedecekler.
    Acıları azda olsa körlenmişken yeniden korlanacak.
    O kor öyle yakacak ki yüreklerini...
    Bizler o kora dokunma adına bir şehit annesi, bir şehit babası, ya da bir şehit kardeşinin hissettiklerini yaşayamayız elbette.
    Haber sayfamızda insanları mitinge davet ederken miting için ‘kutlu’ dedim.
    Sanırım biraz önce izahattan sona mitinge neden kutlu dediğimi anlamışınızdır.
    Bir  mübarek günde bir kutlu yürüyüş..
    Bu yürüyüşün ihanet gafleti içinde olanlara dur demek adına vesile olması en büyük duam.
    Bu kutlu günde yürekleri dağlayan şehit mektuplarına takıldı gözlerim.
    Öyle duygulu, öyle içten ve öyle gelecekte haberli ki...
    Sanırım sözü fazla uzatmaya gerek yok...
   
    Sana evlat acısı yaşattığım için beni affet anne!
    Biliyorum bana kızmıyorsun. Ama içinde yanan ateşle “ağıt” yakıyorsun anne. Ana yüreği bu. Biliyorum yüreğinde kocaman bir kor yanacak bundan sonra. Bayramların bayram olmayacak bensiz. Mezarımın başında geçireceksin tüm bayramlarını. Mezar taşımı temizleyeceksin gözyaşlarınla.
    Düşman işgaline uğramasın bu topraklar anne. Dayan annem dayan! Ben seni şehitlerin arasında bekleyeceğim.
    O koca yüreğinde ateş yaktığım için beni affet baba!
    “Vatan sağ olsun!” derken sesin titreyecek biliyorum baba. Bayrağımıza bakarken “Vatan sağ olsun!” diyeceksin tekrar tekrar… Çocukluğumda bana anlattığın Çanakkale şehitlerine senden selam götüreceğim baba.
    Beni affet taze gonca gülüm, hayat arkadaşım!
    Seni genç yaşta dul bıraktığım için. Ben şehit oldum, sen şehit eşi. Dünya hayatında yokluğumun acısını yaşayacaksın belki…
    Tabutumun başında ağlarken “Doyamadım sana yiğidim!” diyerek gözyaşlarını damlattın tabutuma. Ben sana doydum mu sanıyorsun? Ya senin namusuna leke getirecek alçaklar ülkemi işgal etseydi! işte o zaman ben gerçekten ölmüş olurdum.
    Sizi “yetim” bıraktığım için beni affedin evlatlarım!
    O küçük ellerinizi tutup yanaklarınıza bir öpücük daha kondurmak için neler vermezdim. Kokunuz burnumda tüterken şehitlik nasip oldu. Size doyamadım.
    Sen beni öldü sanma oğlum. “şehitlere ölü demeyin!” diyen Allah, bize ölmeden önce yerimizi gösterdi. Orayı görsen sende bir an önce şehit olmak istersin. Seni orda bekleyeceğim oğlum! inşallah sende şehit olursun!
    Kolay mı bırakıp gittim sizi sanıyorsunuz. Hepiniz gözümün önünden geçtiniz. “Ben sizi nasıl bırakıp giderim?” diye düşünürken, Hz. Peygamberi gördüm anne.
    Ellerini açmış beni bekliyordu anne. Ruhumu teslim ederken gideceğim yer gösterildi bana. O ne güzellik! Cennete uçtuğumu anladım. Bakmayın siz cesedimin kan revan içinde kaldığına. Hiç acı çekmedim ben. Dünyada şehitlerden başka hiç kimsenin yaşayamayacağı kadar rahat bir ölüm yolculuğu yaptım. Milletime söyleyin, beni Fatihasız bırakmasın!
    Mektubu okuduktan sonra, babasının ellerinden öper gibi, mektubu öpüp alnına koyarsa öğrencim, ben onun gözlerinin içine nasıl bakarım? Babasının son mektubunu okurken bile dimdik duran öğrencimin alnından öperken, gözyaşlarımı tutabilir miyim?
YOZGAT RÜZGARI

Memleketimin
gurbetçileri

Yaz mevsimi demek, Yozgat gibi Anadolu kentleri için ‘gurbetçi’ mevsimi demek.
    Memleketinde gurbetçi, gurbette yabancı olan hemşerilerimiz yaz sıcağıyla birlikte memleketlerine, sılaya hasret yolculuğu yaptılar.
    Son günlerde gurbetten sılaya yolculuk edenlerin sayıları bir hayli arttı.
    Yıllar önce ekmek davasına çıktıkları gurbet diyarları bu gün onlar için vatan oldu.
    O vatan ki, dün göz yaşları ile duvarlarına isyan türküleri söyledikleri yaban eller geri dönüşü olmayan memleketleri haline geldi.
    Yabancılaşmadılar gurbet kadar belki ama, evlatları o topraklarda doğdu.
    Dünün gurbetçileri babalar, bu günün yabancıları çocukları olup çıktılar.
    Hangimiz umut etmedi gurbetteki yakınından üç beş kuruş.
    Ne de olsa Almancı bir çikolatası da olsa hediyesi vardır diye umut ettik.
    En fiyakalı otomobillerle döndüklerinde memlekete tüm dünya onların oldu sandık.
    Bilemedik yaban ellerde ne çektiklerini.
    Ama bu gün daha farklı bizim gurbetçilerimiz.
    Zaman çok şeyi değiştirdi.
    Gurbet derelerinin altından öyle sular aktı ki...
    Ülkeler arasındaki sınırların kaldığı gün hasretlik duyguları da körelmeye başladı.
    Sıla daha da yaklaştı gurbete.
    Gurbet o yüzden bu gün vatan oldu.
    Yozgatlı’nın yaz umudu, yaz bereketi, dün gibi olmasa da bu gün de beklentilerin adı.
    Memleketinize hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.