Üç siyasi parti de, iktidar partisi ile hükümet kurmak istemiyor. Seçim öncesinde o denli ağır ve o denli kesin ifadelerle Başbakanı ve Cumhurbaşkanını eleştirdiler ki şimdi o sözlerini geri çekemiyorlar.
İktidar partisinin de yanına ortak bulması zor görünüyor.
Muhalefet partilerini ise bir araya getirmek zaten imkansız. MHP ile HDP ateşle barut gibi biraraya gelmesi imkansız iki parti. CHP ise yanına HDP’ yi alsa olmuyor, MHP’ yi alsa olmuyor.
Alın size kilit. Açın açabilirseniz.
Sandıktan hükümet çıksın diye beklerken bir sandık daha çıktı. Ben buna “yakın seçim” demiştim, Cumhurbaşkanı “tekrar seçim” dedi.
Tablo o kadar açık ki en iyimser siyasetçi bile kalıcı politikalar oluşturacak ve uzun vadeli iktidar olacak bir hükümet formülünü gösteremiyor.
Geçen haftaki yazımı şöyle bitirmişim : “Seçimlerde yaşadığımız ilkler kadar seçim sonrasında da birçok ilki yaşamaya hazır olun. Benim tanıdığım Tayyip Erdoğan boş durmaz ve yeni yeni stratejiler geliştirir. Çok hareketli siyasi günler yaşayacağız. Yakın seçimi bekleyin.”
Daha ilk haftadan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ilgili öngörülerimiz kendini göstermeye başladı. Cumhurbaşkanı, gerçekten eşine az rastlanır biçimde ve Türk siyasetinde daha önce örneği görülmemiş bir siyasetçi. Kimsenin aklına gelmeyen hamleler yapıyor ve yenilgi kelimesini lugatına sokmuyor.
Kim derdi ki Deniz Baykal’ı köşke çağıracak ve onunla özel konuları görüşecek. CHP içerisinde oluşturduğu rahatsızlığı hissedebiliyor musunuz? Başka bir hamle ile de parti liderlerini teker teker köşke çağıracağını ve özel görüşme yapacağını bildirdi. Şimdilerde, giderdim gitmezdim polemiği yaşanıyor. Farkındamısınız bilmem ama seçimi kaybetmesine rağmen Cuumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan gündemi hala tek başına belirliyor.
Muhalefet partileri ise patinaj yapmaya devam ediyor. İnanılır gibi değil ama uzun vadeli bir stratejileri hala yok. Meşgul oldukları konulara bakınca kendi iç dünyalarında boğulduklarını görüyoruz.
Cumhurbaşkanının hedefi az buçuk kendini gösterdi. Hükümet kurulması işinin çıkmaza girmesi, ekonomi ve asayişin bundan etkilenmesi, koalisyonla ilgili sözlerinin haklı çıkması, halkın tepkilerinin muhalefet partileri üzerine çekilmesi, partisinin bu seçimde üç dönem kuralına takılan ağır toplarının da gücünü alarak yakın seçime gidip tek başına iktidar olmak. Hatta 400 milletvekili hedefini yeniden denemek.
Ya CHP de durum nasıl? Mensup olduğu partinin başarısızlığını bu denli isteyen insanların çoğunlukta olduğu bir yapıya insan hayret ediyor. Kılıçdaroğlu’nun başarısızlığını bekleyen o kadar çok CHP’li var ki rakip partilerin mücadelesine gerek kalmıyor. Bir yandan tekrar popüler olmanın hazzını yaşayan Baykal, diğer yandan ertekede bekleyen dışardan fırsatçılar. CHP’nin içinde bu kadar düşman varken dışardan düşmana ihtiyaç kalmıyor.
MHP’yi anlamak ise hiç mümkün değil. Dünyanın her yerinde siyasi partiler iktidar olmak için uğraş verir. MHP ise iktidardan kaçmak için yol arıyor. Daha ilk geceden bütün kapıları kapatan açıklama neden yapıldı bilmiyorum. MHP camiasında başarının cazalandırıldığı bir yapı var. Kimin ağzı laf yapsa, kim halk tarafından sevilse, kim bölgesinden sivrilse anında budanıyor. Yakın zamanda cezalandırılan ve sonra şartlı affedilen Ümit Özdağ’dan sonra şimdi de Sinan Ogan dsiplin sopasını karşısında buluyor. Mansur Yavaş’ın en büyük suçu ise çok sevilmesi ve MHP oylarını patlatması idi. Allah Meral Akşener’e yardım etsin. Huzursuzluk olmasın diye kendini sürekli geri plana itmek zorunda kalıyor.
Bu ahval ve şerait içerisinde, belirsizlik ve karışıklıklara gebe günler bizi bekliyor. Hedeflerinden taviz vermeyen, olağanüstü siyasi hırsı olan bir lider ile kendi dünyaları ile meşgul parti liderlerinin oyunundan Türkiye ne kazanacak merak ediyorum.