Dün üzücü aynı zamanda da akıllara durgunluk veren bir kaza yaşandı Yozgat’ta.
    Gazetede otururken bir arkadaşın telefonu ile bilgisini aldım. Hemen arkasından genel yayın yönetmenimiz Erhan Bey arayıp kazayı bildirdi.
    Ambulanslarla yoğunlaşan trafik arasından önce hastaneye ardından olay yerine geçtim. Hastanedeki izdiham oldukça fazlayken, olay yeri meraklı bakışların arasından olayı çözmeye çalışan onlarca insanla doluydu.
    Evet kaza o kadar enteresandı ki çözmek için gerçekten kafa yormak gerekiyordu. Zaten bende güvenlik kamerası görüntülerini izlemesem çözmek için epey uğraşırdım galiba...
    Evet uzun zamandır, haber merkezinden dışarı çıkamıyordum, bugünde olayın büyüklüğünü duyunca kendim gitmek, olayı olay yerinde incelemek istedim.
    İyiki de gitmişim, eski muhabir günlerimi özlediğimi hatta sık sık habere gitmem gerektiğini de hissettim, ne yalan söyleyim...
    Bizim meslek böyle ne yaparsanız yapın kanınıza işleyen olay yeri aşkını, burnunuzun direğini sızlatan kaza yeri kokusunu silemiyorsunuz beyninizden.
    Ve ne kadar zaman geçerse geçsin fotoğraf makinesini elinize aldığınızda sanki ilk günki kadar heyecanlanıp sıkı sıkıya sarılıyorsunuz makineye.
    Gözünüz objektifte iken, kulağınız olayın yorumlarını dinler. Polisler olay yerine girdirmemek için mücadele ederken, olayın şahitleri heyecan içinde olayı anlatmaya çalışır. Her biri ayrı açıdan anlatır, her bir ağızdan farklı sözler dökülür.
    Siz hem olay yerini görüntüler hem de bu ipuçlarını birleştirip,  olayı çözümlemeye çalışırsınız. Ve yine belirteyim bir taraftanda görevlilere engel olmamak adına kendinizi çok dağıtmazsınız, ama yinede hep dışlanan siz olursunuz...
    Dediğim gibi muhabir olmak öyle dışardan bakıldığı kadar kolay bir meslek değil. Herşeyi titizlikle hesap edip acil bir biçimde haber merkezine ulaşmaktır tüm gaye...
    Bu yüzden belki de bir sevdadır, bir özlemdir gazetecilik...
    Belki de bu yüzdendir gazetecilikte mezarda emeklilik...
    Bu yüzdendir benim için vazgeçilmez olması, her çilesine katlanmam, 11 yıldır bitmeyen sevdam olması...
    Hep söylenir ya, gazetecilik bayan mesleği değildir, mesai saati yoktur, streslidir, gergindir, dikat ister, hata kabul etmez...
    Sevmeden yapmak mümkün değildir...
    Her mesleğin meşakati vardır da gazeteciliğin bir başkadır, anlayacağınız.
    Bu yüzdendir belkide ilk başlarda sıkı sıkıya sarılırsınız işinize, sonrada bırakmanız mümkün değildir.
    Kendi başınıza gelen bir olayı bile gazeteci gözüyle seyreder, inceler, irdelersiniz...
    Tarafsız olmak gerekir ya, kendinizi suçlu çıkartacak olsanız bile gazeteci gözüyle bakarsınız olaylara...
    Ne kadar zor olsa da güzeldir, ne kadar stresli olsa da zevklidir benim mesleğim.
    Vazgeçilmezdir, yürektir, çiledir, strestir ama sevdadır işte...
    Bu yüzden mesleğe başlayan herkese tavsiyem, sevin gerisi kendiliğinden gelir...    
    Evet, epey övdüm mesleği ve anladım ki benim daha sık olaylara ve haberlere katılmam gerek. Bu hazzı başka yaşama şansım yok...
    Allah büyük kaza bela vermesin ama bizim meslekte böyle işte...
    Çoğularının üzüldüğü, belki de bakmaya korktuğu şeyleri bizlerin hazırlayıp sizlere sunması gerek...
    Bu yüzden doğru haber adına, sizlerin doğru bilgi alması adına, elimizden ne gelirse yapıp hatamızı askıya alıp haberlerle yaşamayı öğreniyoruz...
     Bir dahaki olay yerinde görüşmek üzere şimdilik sağlıcakla kalın...