GARİP bir şehrin garip insanlarıyız aslında. Şu övünmelerimiz de olmasa; garipliğimiz, mahsunluğumuz daha belirgin hale gelecek ama Allah'tan övünebilecek o kadar fazla yanımız. O övünmelerle vakit geçirip, mahsunluğumuzu, garipliğimizin üzerine örtü örtüyoruz. Biz bile görmezden gelip, her geçen gün biraz daha kaybetmeye, dirhem dirhem yok olmaya devam ediyoruz.
Yozgat; Türkiye'nin en önemli tarım kentidir, termal kaynaklarının en fazla olduğu illerden birisidir. Ama gelin görün ki; Yozgat'ta tarımsal üretimimiz ekonomimize yansımıyor, ürettiğimiz kendimize bile yetmiyor. Termal kaynaklarımızı değerlendirmeye yönelik adım atmak yerine, günü kurtarma mücadelesi veriyoruz.
Yozgat; tarih öncesined bir çok medeniyetlere evsahipliği yapmış, hatta bazı medeniyetlerin de başkenti olmuştur. Buna karşılık, bu medeniyetlerin bıraktığı eserleri bir kenara bırakın, Cumhuriyet döneminin ilk günlerinde 'Memleket Hastanesi' gibi yapılan tarihi yapıları yok etmenin hazzını yaşayanlar, alkışlanmaktadır.
Yozgat; küçük bir kent olmasına karşın, Yozgatlı için dünyanın en küçük ülkesi, hatta sömürge konumundaki, ada konumundaki alanlar bile yurt olmuştur. Ankara'da İstanbul'da ve yurdun daha bir çok bölgesinde Yozgatlılar, bulundukları şehrin çekirdek nüfusu olmuştur ama 'mum dibine ışık vermez' misali, bir Yozgatlı, Yozgatlı olduğu için mahalle muhtarı bile seçilememiştir.
Türkiye'nin yönetimi Yozgatlılardan sorulmaktadır. Ankara bürokrasinin tepesindeki isimlerin önemli bölümü Yozgatlıdır ama maalesef Yozgat'a Yozgatlıya bir dirhem faydası yoktur. Yeri gelmişken, önemli bir kurumun Genel Müdürü olan Yozgatlı bürokrat, 'Eğer talep ettiğiniz bilgisayarları size gönderilmesini sağlarsam, Genel Müdür kendi memleketine torpil geçiyor derler. O nedenle mevcut bilgisayarlarınızı tamir ettirip, kullanmaya devam edin!' talimatını verebilecek kadar, 'dürüstlüğünü, tarafsızlığını, devlete olan bağlılığını!' vurgulama ihtiyacını, ortaya koyduğu icratlarla da kanıtlamıştır, Başkentteki Yozgatlı bürokratlarımız...
Yozgat olarak, Spor Vadisi ile Türkiye'nin ilk kadınlara yönelik spor kompleksi ile Şehir Hastanesi ile övünüyoruz. Yetmedi; Celal Atik ile Nasuh Akar ile övünüyoruz.. Nida Tüfekçi, Abbas Sayar ile gurur duyuyoruz, Mümin Sarıkaya'yı seviyoruz.. Rıza Kayaalp, göğüsümüzü kabartmaya devam ediyor. Say say bitmez...
Tüm bunlarla ve dahası ile övnmenin ötesine ne zaman geçeceğiz? Asıl soru bu olması gerekirken, sıraladığımız övgülerden de kendimize pay çıkartıyoruz. Sıraladığım tesisler ne işe yarıyor? Yozgat'a ne faydası var? Sanatçılarımızın, yazarlarımızın hangisini sahipleniyoruz? Galatasaray'ın Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ın maçlarına cebimizden otobüs tutup, maç biletini günler öncesinde alıyoruz. Yozgatspor'un maçına 5 lira verip, stada girmekten kaçıyoruz. Güreşçilerimiz gösümüzü kabartıyor ama güreşçilerimizin yetiştiği tesisleri yerle bir etmekten zevk alıyoruz! Ya da bu zevki almak isteyenleren çanak tutuyoruz. Artık yeter!.. Artık, 'titreyip, kendimize gelme zamanı' geldi de geçiyor bile...