- Amenna oğlum amenna...
Hatice ana doktora teşekkür ederek ayrıldı yanından.Yavuzun yanına geldi.Tebessüm ederek başladı konuşmaya;
- Hadi bakalım bu kadar yatmak yeter dedi doktor bey.Artık eve gitme vakti geldi.Yavaş yavaş çıkalım mı?
Yavuz’un ışıldayan gözleri bir anda karardı.Eve dönmek, bu ifade ne kadar soğuk ne kadar kötü ve ne kadar canını acıtıyordu onun.Vücudundaki ağrılara aldırmadan yavaşça doğruldu.Güvendiği el yine imdadına yetişmiş onu yataktan düşmekten kurtarmıştı.Yatağa oturup karşı ki camdan dışarıya baktı Yavuz. Hava pırıl pırıl aydınlıktı.Ama onun yüreği kapkara vaziyette gidiyordu evine.Hırpalandığı,dövüldüğü,horlandığı,itilip kakıldığı yere dönüyordu.Titrek bir sesle başladı konuşmaya;
- Hatice ana sen olmasaydın ben ne yapardım.
Gerisini söyleyemedi.Sesi kısılmış,boğazında düğümlenip kalmıştı sözcükler.Daha çok şeyler söylemek istese de ağlamaktan konuşamayacağını anladı.Bir süre öylece sessiz baktı bu yüreği kocaman kadına.Bu nur yüzlü kadını imanı mı böyle yapmıştı? Gıpta ile baktı yüzünde ki çizgileri derin ama imanın verdiği nurla parlayan bu kadına.O da büyüyünce tıpkı onun gibi olmaya yemin etti o gün.Onun gibi müşfik,onun gibi sevecen, onun gibi yardım sever,onun gibi imanlı.
Hatice ana eşyaları toparlamış Yavuzun koluna girerek çıktılar odadan.Koridorda ilerlerken akşam onun halini görenler acıyarak bir birlerine gösteriyorlardı zor yürüyen bu çocuğu.Kapıya kadar gelmişlerdi ki,Hatice ana;
- Bir dakika bekle.Ben taksi çağırayım yavrum sen şurada otur. Yavuz mahcup olmuştu.Emekli maaşıyla zar zor geçinen kadına daha fazla yük olmamak için;
- Gerek yok Hatice ana ben yürürüm.
Yaşlı kadın onun neden böyle dediğini anlamıştı.Tebessüm ederek karşılık verdi;
- Sen yürürsünde yavrum ben yaşlı bir kadınım.Ben yürüyemem.
Onlar kendi aralarında konuşurlarken taksi yanaşmıştı bile yanlarına.Taksiye binerek hızla uzaklaştılar oradan.Yavuz eve gidince neler olacağını düşünüyor,bir taraftan da ağrılarını düşünmemeye çalışıyordu.Ve nihayet kapının önüne geldiklerinde arabadan inerek yavaş adımlarla eve yöneldiğinde arkasına dönüp Hatice ana ya baktı.O gelmiyordu.Kendisine baktığını fark edince;
- Sen yalnız git oğlum.Yine bir şey yaparlarsa sakın orada durma koş bize gel tamam mı?Ben seni kurtarırım.Hadi yavrum Allah yardımcın olsun.
- Her şey için teşekkürler Hatice ana.Sen bana öz annemden daha fazla annelik yaptın hakkını helal et.
- Helal olsun yavrum.Helal olsun.
Eve iyice yaklaştığında içeri girip girmemekte tereddüt etti.Titreyen eli zile değmiş kısa bir süre sonra da kapı açılmıştı.Kapıyı açan annesiydi.
- Gel bakalım.İyileştin demek.Sen sağlıklısın zaten sana bir şey olmaz.Turp gibisin sen.Hadi bakalım geç kardeşini oyala bende yemek hazırlayayım.Birazdan baban da gelir işten.
Ürkek adımlarla içeri girdi Yavuz.Kardeşi yine televizyonun karşısındaki koltuğa oturmuş önünde meyve tabağı kumanda diğer elinde,keyfi yerindeydi.
Yıllar bu şekilde akıp gitmiş,Kardeşi hasta olduğu gerekçesiyle hep el üstünde tutulmuş,şımartılmış,o ise sağlıklı olduğu için azarlanan,dayak yiyen horlanan,hatta çoğu zaman kardeşinin yapmış olduğu yaramazlıklar yüzünden bile cezalandırılan ikinci sınıf muamelesi gören bir kişilik olarak hayatını devam ettirmişti.Ama sürekli acı çekerek büyümüş okula parasız başkalarının verdiği kıyafetler ve kitaplarla,kar,kış demeden yürüyerek gidip gelmişti.Acılarla yoğrulmuştu yani.
Orta okul ve lisede hem çalışıp hem okumuş,okul ihtiyaçlarını kendisi çıkardığı gibi eve de katkıda bulunuyordu.Kardeşi ise iyileşmesine rağmen çelimsiz olduğu için yine el üstüde tutularak servisle gidiyordu okula.Yavuz asla kıskançlık duymuyor,aksine kardeşine çok üzülüyordu.Onun iyileşmesi için sürekli dua ediyor Hatice ana dan ona miras kalan dua yı dilinden düşürmüyordu.Onu kızdıran tek şey anne ve babasının kardeşi ve ona farklı davranmalarıydı.O kadar farklı davranıyorlardı ki,bunu herkes hissediyor çoğu zaman etrafındaki insanların ona acıdıklarını fark ettiğinde ise fazlasıyla üzüyordu ama elinden bir şey gelmiyordu.Bu hal o askere gittiğinde de devam etti.Onu bir kere bile aramadılar.O ise Allah inancı sayesinde onları asla terk etmeyip sürekli hal hatırlarını sordu.
Asker arkadaşları Yavuzun anne abasının yaşadığını bile bilmiyorlardı.Akşamları arkadaşlarına ailelerinden gelen telefonlar anons ediliyor,her konuşanda müthiş bir sevinçle geri gelerek, ballandırarak anlatıyorlardı aileleriyle konuştuklarını. O ise bunu bir kere bile yaşayamadı.Geceleri sessizce ağlayarak geçirir,gündüz arkadaşlarına bir şey hissettirmezdi.Tek sırdaşı Rabbiydi.Sadece ona derdini açar ailesinin doğru yolu bulmaları için dualar ederek geçiriyordu gecelerini.Çünkü çarenin sadece onu yoktan var eden de olduğunu biliyordu.Arkadaşları gayet rahat para harcarlarken ona hiç para gelmediği için bir şey alamıyordu ama o buna aldırmıyordu.Ailesinden istediği tek şey sadece onu arayıp sormalarıydı.Fakat bir kere bile aramadılar.
Tezkere aldığına sevinememişti bile Yavuz.Bölükten toplanan parayla İstanbul’a zar zor gelmiş, Yaşadığı mahalleye girince de ilk işi Hatice ana nın mezarını ziyaret etmek olmuştu.Saatlerce dua etti orada.Ona çok şey öğretmişti çünkü.Vicdanlı olmayı,müşfik olmayı,merhameti,sabrı,imanı ve insan olmayı ondan öğrenmişti.Hayatına değer katmıştı onun.Neden dünyaya geldiğini,ne yapması gerektiğini hep o öğretmişti ona.O,öldüğü zaman da en çok üzülen de Yavuz olmuştu tabi.Koruyucusunu kaybetmişti,onunda değerli olduğunu hissettiren tek kişiyi kaybetmişti,yiyen,içen,gezen et yığını değil de Allaha ibadetle emrolunan bir kul olduğunu ondan öğrenmişti.Uzun uzun dua etti bu unutamadığı gerçek ana şefkatini hissettiği tek kişinin mezarında.
Sonra ayakları ister istemez eve yöneldi.Kapıyı komşu gibi çaldı.Annesi açtı kapıyı.Yaşlanmış,saçlarına aklar düşmüş bu kadın onu doğuran ama şefkat göstermeyen bu kadın, dövülmelerinde sessiz kalan bu kadın için ne hissediyor olabilirdi? Koca bir boşluk. Sadece bu.Annesi herhangi bir komşu gibi sarıldı oğluna.Fatih büyümüş yine her zaman ki gibi şımarık bir edayla abisine hoş geldin dedi.Aynı anne babaya sahip olduklarına,kan bağının bulunduğuna inanamıyordu.Bu soğuk buz dağı onun kardeşimiydi? Kardeş neydi? Ne yapardı aslında? Ya anne baba neydi? Onlar ne yaparlardı? Doğurmakla mı sınırlıydı görevleri?Yanağındaki ize baktı.Bu yine bir dayak seansında meydana gelmişti ve bir ömür boyu taşıyacaktı onu.Taşımak zorundaydı.Her aynaya baktığında yanağını kaplayan o kapanmaz yarayı gördüğünde ne hissedecekti?
Devamı Yarın