Bir özelleşmedir gidiyor ülkemde,
Bazen kızıyoruz devletin elinde ne kaldı diye,
Bazen de mutlu oluyoruz işte hizmet budur diye.
Ama ben şuna inandım ki devlet daireleri özelleştikçe, özelleşiyormuş.
Nerden çıktı demeyin,
Gerçekten öyle...
Bu gün özelleşen bir kaç devlet dairesi yöneticileri ile görüştüm,
Burada duyduklarım ve gördüklerim beni çok mutlu etti.
En çokta mutlu eden söz şuydu,
“Biz kadrolarımızı genç nesilden oluşturmaya çalışıyoruz, yaşlılar ne kadar tecrübeli olurlarsa olsun yeniliklere kapalı oluyorlar”
Sizce de yeterli değil mi bu söz?
Deniliyor ki maaşları düşürdü özelleşen daireler,
Ama 100 personel yerine 300 personel çalıştırılması dikkat çekmiyor.
Teknoloji ilerliyor ve vatandaşın teknolojinin gerisinde kalmaması için önce teknolojiyi vatandaşa sunanların teknolojiye yakın ilerlemesi gerekiyor.
Evet ağırımıza gidiyor hepimizin, benimde ağırıma gidiyordu devletin olan bir birimin başka bir şahsa geçmesi ama dolaylı olarak bu geçiş bana iyi bir hizmet olarak yansıyınca ben de hoş gördüm.
Görüştüğüm dairelerden birinin müdürü diyor ki,
“Geçenlerde bir arıza oluştu ve bu arıza bizim tüm işlerimizi sekteye uğratacak cinsten, bizim için çok önemliydi. 25 yıllık deneyimi olan bir personelimize bu görevi verdik, bir süre uğraştı ama maalesef teknoloji kimseyi beklemiyor ve bunun üstesinden gelemedik. Bu iş için yeni personellerden ve iki kez eğitim alan genç bir personelimizi bu arızayı tespiti ve tamiri için gönderdik. Kısa süre içerisinde üstesinden gelerek tekrar döndü. Bu bizi mutlu etti. Çünkü bir tarafta 25 yıllık deneyim, bir tarafta yeni aldığımız genç beyin. Çıktığımız yolda aldığımız ilk başarı bizi çok mutlu etti ve yeni aldığımız en fazla 7 ya da 8 aylık personellerimize ilçelerimizin teknolojisini gözümüz arkada kalmadan emanet ediyoruz. Böylece de memlekete, hem insanına istihdam sağlayarak hem de kesintisiz hizmetle katkı sağlıyoruz.”
Bunu duyup da mutlu olmaz mısınız.
Yaşayan bilir...
Bir çoğumuz da yaşamışızdır hatta...
Huzur evinden farksız,
Personelinin büyük kısmı yaşlılardan oluşan,
Devlet daireleri var.
Bilgisayarda yazı yazıp çıktı almak yerine daktiloda yazan personeller,
Arşivlerini bilgisayar ortamında değil yüklük gibi depolarda saklayan yerler,
Beş dakika sürecek bir iş için 5 saat uğraştıran yerlerle hepimiz muhatap olmuşuzdur muhakkak.
Şimdi durumlar nasıl peki?
Özelleşen yerlerde kapılarda ki özel güvenliklere kadar herkes gelen müşterilerin memnuniyeti için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor.
En basitinden bir tanesi şu;
Biz elektrik faturalarımıza önceleri bu kadar dikkat etmezdik.
Fatura gelir,
Bir süre sonra ihbar makbuzu gelir,
Bundan bir süre sonra ikinci fatura gelir,
Sonra ikinci elektrik faturası gelir,
Bu da yatırılmaz.
Memur gelir elektriği kesmeye ve ya tanıdık çıkar iki aydır ödenmeyen fatura için ek süre istenir ya da elektrik kesildiğinde feryatlar kopar
“Kardeşim doğu da millet kaçak kullanır bir şey yapamazsınız, gücünüz bize mi yetiyor gelip bizim elektriğimizi kesiyorsunuz diye.”
Denmez ki hiç bu memurun işidir yapmak zorunda diye.
Memur da nasıl olsa maaşını alıyor,
Kesse de kesmese de...
Sonra açıklama yapılır...
Şehrimizde bu yıl ki kaçak-kayıp elektrik oranı şu,
Tahsilatımız şu,
Borcumuz şu,
Alacağımız şu.
Diye...
Ama şimdi öylemi?
Değil tabi...
Fatura gelir,
Verilen süre bellidir.
Ödedin ödedin.
Ödemedin mi?
Yok kardeşim sana elektrik falan öde ondan sonra bendin hizmet iste...
Demek ki bize bu lazımmış diyorum.
Adamların hedefi var bu işte.
Hedefsiz iş yapmıyorlar...
Kaçak-Kayıp oranı yüzde 10' un üzerinde olmazsa yöneticiler devriliyor yenisi getirtiliyor.
Çalışmayana
İşte yok,
Para da yok,
Yani başa getirdikleri adama diyorlar ki;
“Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin.”
Yani 20 yıl çalış sonra terfi olayı yok!
Kafana göre emekli olmak yok!
Verim bitti, iş bitti!
Üstesinden gelemediğimiz olay bu belki de bizim devletimizdeki,
Belki zamanında amcaoğullarımızı, köylülerimizi iş sahibi edeceğiz diye, bedavadan makam sahibi yapmasaydık,
Çalışmazsanız o koltuktan indiririz sizi deseydik,
Bunu yapabilseydik,
Hiç bir yer özelleşmeyecekti.
Bilemedik elimizdekinin kıymetini,
Biz yapamadık,
Biz yiyemedik,
Alın siz yapın,
Siz yiyin demiş olduk...