Ülkemiz ve memleketimiz Ramazan Ayı’nın maneviyatına uygun bir şekilde idrak edildiği İslam Beldeleri’nin başında geliyor desem yanlış olmaz sanırım. Yozgat’tan dışarıya kafamı çok çıkarmamış olsam da Türkiye dışında ki Müslüman ülkelerde Ramazan ayı için mesai düzenlemeleri ve sıcak iklim dolayısıyla tedbirler alınıyor genellikle. Onun dışında rutin oruç ibadetiyle bu mübarek ayı tamamlıyorlar. Ancak ülkemizde ecdattan günümüze kadar Ramazan Ayı ayrı bir anlam ve mana ifade ediyor.
****
Özellikle Osmanlı’da olağanüstü hal ilan ediliyor bu mübarek aya yaklaştıkça. Devlet ve millet bu mübarek ayı karşılamak için aylar öncesinden kapsamlı bir hazırlığa girişiyor. Yeryüzüne kendi medeniyetini inşa eden Osmanlı’nın bu mübarek ayda ortaya koydukları zaman içerisinde bir gelenek ve kültür haline geliyor. Ortaya bir kültür unsuru çıkıyor, edebiyat meydana geliyor. Seyirlik oyunlar çıkıyor ortaya, müziğimize yansıyor, sözlü ve yazılı kültürümüzü etkiliyor. Osmanlı’ya has Ramazan adetlerinin üçüncüsüyle devam ediyoruz.
***
Silin borçlarını…
Osmanlı’da ramazan günlerinde zenginler, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav vb. dükkanlarına girer, onlardan Zimem defterini, yani veresiye defterini çıkarmalarını isterdi. Baştan, sondan ve ortadan rastgele sayfaların yekununu yaptırıp, “Silin borçlarını… Allah kabul etsin” der, çeker giderdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, kimi borçtan kurtardığını bilmezdi.
***
Huzur dersleri
İlmiye sınıfına özel bir ihtimam gösteren Osmanlı padişahları, ramazan ayında ulemanın ileri gelenleriyle birlikte “Huzur dersleri” adıyla bu aya mahsus dersler yaptırırdı. Kadı Beydavi Tefsiri okumanın adet olduğu huzur derslerinde konular öylesine ince ayrıntılarıyla tartışılırdı ki Fatiha suresiyle başlayan ve 169 yıl fasılasız devam edilen derslerde Kur’an-ı Kerim’deki muayyen sıra takip edilerek ancak Nahl Suresi’ne kadar gelinebilinmiştir. Bu dersler sayesinde küçük yaşta bulunmalarına rağmen şehzadeler, pek çok ilmi meselelere vakıf olurlardı.
***
Az yiyen melek olur, çok yiyen helak olur
Bir başka ramazan adeti ise “az yiyen melek olur, çok yiyen helak olur”, “az yiyen hergün yer, çok yiyen bir gün yer” gibi vurgulu sözleri hat sanatçılarına yazdırıp yemek odalarına astırmalarıydı. İftar sofralarında bunu görenler yemede ölçüyü kaçırmaz, doymadan sofradan kalkmayı bilir ve Peygamber Efendimizin (sav) sünnetini de yerine getirmiş olurdu.
Kaynak: Uslubaş T. Böyleydi Osmanlı’nın Ramazanları İstanbul: Yağmur