Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sahip olmazsa, değişen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır.
    Aynı düşünce kapsamında büyük devletlere hükmeden ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlerede sahip durumda bulunmuştur. Bunu aramak tetkik etmek Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.
    Güzel senaryolar yazar yazıyor. Tarihsel kitapların farklı farklı görüşleri toplumsal zihinleri istenilen doğrultulara eğip büküyor.
    Ama bu senaryo ve düşüncelerin altında neler yatıyor. Gündemler nerelere taşınarak ülke için neler yapılmak isteniyor, bilinmez halde gidiyor.
Elbette büyük bir imparatorluğun kuruluşu ve hakimiyeti hiç bir zaman kolay değildir. Artılar ve eksilerinde bulunduğu bu geçmişte muakkakki artılar pek çok eksilerde oldukça azdır. Bu olgular dünya devletlerinde hatta Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda da farklı değildir.
    Acı ve çok yanlış olan eksilerin arkasına sığınıp toplumsal düşüncelere değişik boyut kazandırmak.
    Toplumu geçmişinden soğutup uzaklaştırmaktır. Muhteşem yüz yıl dizisinde yapılmak istenende bu olsa gerek.
    Dizinin iki bölümünde Osmanlı Haremi ve özel yaşantıları içeren bölümler anlatılıyor. Bu anlatılanların elbette gerçekci payı vardır. Cariyelerin padişah ve yandaşlarına karşı kul olmaları.
    Onları istedikleri yönde kullanmaları. Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem’le yaşantısının boyutu istediği cariye ile zevk ve sefalar içinde yaşaması diktatör olmasının doğrulukları tartışılabilir.
    Ama diğer bir gözlükle baktığımızda sarayda islam terbiyesi aldıktan sonra evlenen cariyelerin özgürlüklerine kavuşma haklarını anlatılan düşündüğüm bu konuda gerçekci payın olduğunu var saysak dahi asıl gerçek olan toplumun anlayış yargısıdır.
    Sokaktaki vatandaşa Kanuniyi ve Osmanlığı anlattığımız çocuğa okul gençliğine sorduğumuzda karamsar ve hayretler içinde olduklarını izleriz.
    Bizlerin ecdadı böylemi, bizler böyle bir geçmişin nesillerimiyiz anlayışlarıyla geçmişlerinden nefret yargısı uyanıyor.
    Kafalarda soru işareti oluşuyor. Mustafa Kemal’inde övgü ile iftihar ettiği Osmanlı Devleti ve Türklük ülküsü nefret ve abartılarla dizilerde şırınga ediliyor.
    İnanın dizinin olumsuz sahnelerinde ben bir çağdaş ileri görüşlü bağnaz düşünceler içinde olmayan bir Türk eğitmeni olarak diken diken diken oldu.
    Anlatılan Osmanlı geçmişimiz konuları beni ve meslektaşlarımı çok üzdü.
    Umarım o dizideki aktörlerde üzgündür.
    Zira hiç bir devlet böyle göçmişine çamur atamaz. Hitler naziler dahi karanlıklarla dolu çok edepsiz bir tarih içinde dahi bırakın kendi tarihine bir tek ferdine dahi söz hakkı tanımıyorlar.
    Bir İngiliz bir Yunan bir Fransız bir Amerikalı bir Alman dehşetlerle dolu tarihlerine söz söylemeleri mümkün değildir.
    Ve rastlanmamıştır, kimseye faydası yoktur, ülkedeki bu yansımaları ne bir sağ ne bir sol ne bir muafazakar insan istemiyor.
    Hele hele Mustafa Kemal hiç mi hiç istemiyor. O ancak şu güzellikleri söylüyor. Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendide kuvvet bulacaktır. Bizler asil bir neslin evlatlarıyız kimsenin asilliğimize saldırması düşünülemez.
    O halde anlatılması gereken Osmanlının adaleti, medeiyeti, kültürü , ileri görüşlülüğü, sanatı ve pek çok güzel yönleri olmalı.
    Zira geçmişinden hız alan bir millet geleceğe güvenle bakar.
    Geçmişine söven bir toplum ve bireyleri ise medeniyet şerefinden hisse alamaz...