TÜRK sinamasının vazgeçilmezlerinden Münir Özkul, geçtiğimiz hafta sonunda Hakkın Rahmetine kavuştu. Özkul'un vefatının ardından yapılan paylaşımlar, haberler genel olarak rol aldığı filmlerdeki karakterler ismiyle yapıldı. Bunlar içerisinde de hafızalara adeta kazınılan 'Kel Mahmut' tiplemesi öne çıktı. Unutulmaz 'Hababam Sınıfı' filminin 'Kel Mahmut' hocası, idareci kişiliği, çocukların sadece derslerindeki başarısıyla yetinmeyen, iyi birer hayat dersi alabilmeleri konusunda da çırpınan bir öğretmen karekterini oluşturuyor. Usta sanatçının diğer filmleri de, izleyenlere farklı mesajlar vermektedir.
Sinema tarihimizin, Münir Özkul, Kemal Sunal, Adile Naşit, Tarık Akan gibi daha bir çok unutulmaz isimleri, sinema sanatı ile 7'den 77'ye her kesimin yaşamında belirli bir yer edinmiştir. Hatta, izlenilen filmlerin etkisi bazı insanların bilinç altında gelişip, yaşam biçimini de etkilemiştir. Münir Özkul, rol aldığı filmlerde iyiliği, güzelliği, üretmeyi, yaşamayı, hoşgörüyü temsil eden bir isim olarak karşımıza çıkmaktadır. Başka bir değişle Münir Özkul 'Mahmut Hoca'dır, izleyenleri eğiten, bilgilendiren, yaşamlarında bir parça etki bırakan bir isimdir...
ÜRETEN TOPLUM
Münir Özkul filmlerindeki tiplemelerini gözümün önüne getirdiğimde, özellikle de 'Mahmut Hoca' rolünü izlediğimde aklıma Yozgat'taki mesleki eğitim veren sanat okulu, Yozgat'ın zanaatkarları gelir. Rahmetli ayakkabı ustası dayım Ali Uymaz, birlikte çalıştığı Zakir usta, şekerci Mustafa, kömürcü Müsalli çavuş, tenekeci-sobacı Akgül kardeşler, tenekeci Cevdet, 9 köşeli Yozgat şapkasının ustası şapkacı Abdullah, Yozgat bıçağının imalatçısı Mehmet usta ve daha niceleri. Büyük Cami karşısındaki taş binada lokum, leblebi, şeker imalathaneleri, bugün Tokat'ın sahiplendiği taş kalıpla üzerine baskı yapan yazma, sofra altı, önlük ustası, doktor Yaşar'ın binasının bulunduğu bölgedeki yün çorap imalatçıları, gümüşçü 'Gırtlak' usta, saatçi Bahattin.. Daha niceleri..
Şimdiki Fatih Cami'nin bulunduğu binadaki sanat okulu atölyelerinde üretilen tarım aletleri, pulluklar, kürekler, tırmıklar.. Tol çarşıda kalvanizli yağmur oluğu, sonradan emayesi yapılan kovalı soba, Yerköy'de kuzine sobası, cezaevi atölyelerinde dokunan ipek halılar, kilimler, battaniyeler.. Bir çırpıda aklıma gelenler/gelebilenler...
RAHMET OKUDUK!...
Dedim ya; 'ölen sadece Mahmut Hoca mı?' diye.. Bu memlekette o kadar çok şey yok oldu ki; hepsinden önemlisi eğitim sisteminin getirdiği boşluklar, anlamsızlıklar bu ülkede 'üreten' değil, 'tüketen' bir toplum yarattı. Şimdilerde üretimden vazgeçtik, tüketenin de ötesinde 'ver yiyeyim, ört yatayım!' anlayışıyla yetişen, gelişen toplum olduk, ezbere dayalı eğitim sistemi sayesinde...