Ana-Kız Okuldayız' kampanyası kapsamında 70'inden sonra okuma yazma öğrenen kadınlar, Bursa Valisi Şahabettin Harput tarafından altınla ödüllendirildi.
    - 'Ben okuma-yazma öğrendikten sonra evde bulduğum aile cüzdanıyla eşimin ikinci hanımı olduğunu öğrendim.
    - 2 yılda 500 bin 'ana-kız okulda'
    - Adana'da yaşlı bir kadın, Şırnak'ta askerlik yapan oğlunun mektuplarını okuyabilmek için 3 ayda okuma yazma öğrendi.
    Bu ve bunun gibi sayısız örnekleri çoğaltmak mümkün.
    Okuma yazma öğrendikten sonra 80 küsür yaşında Kur'an-ı Kerim okumayı da öğrenen kadınların olduğunu biliyorum.
    Kadınları her zaman erkeklere göre daha mücadeleci bilirim.
    Eğer önünü bir erkek tıkamıyor, ya da yanlış bir erkek tarafından yanlış yönlendirilmiyorsa kadın yaptığı işi kusursuz ortaya koyar.
    Sanırım Ana-Kız Okuldayız Kampanyası'nın kısa sürede başarıya ulaşmasının sırrı da bu: Kadınlara hitap etmesi.
    Birkaç gün önce kampanyada başarılı olan ilk 5 ilin valisine plaket verildi.
    Plaket alan illerden bir tanesi de Yozgat oldu.
    Vali Necati Şentürk, okuma yazma öğrenen, öğreten, emek harcayan tüm Yozgat adına aldı plaketi.
    Okuyamamak, eğitimsiz kalmak bana göre bir insana yapılabilecek en büyük kötülük.
    Nasıl bir insan esir düşer, parmaklıklar ardına atılır, aç, susuz, her şeyden habersiz ve işkenceler, acılar yaşatılır, okuma-yazma bilmeyen insan da işte böyle bir şeydir. 
    Bizler Türk toplumu olarak maalesef ecdadımızın eğitime verdiği önemi, annelerimizden, kız  kardeşlerimizden, ablalarımızdan, ninelerimizden esirgemişiz.
    Sayın Şentürk de, cehalet esaretinin bitirmenin, özgürlüğün plaketi ile geldi Yozgat'a…
    Bir anne düşünüyorum okuma yazma bilmeyen.
    Çocuk büyüten, yemek yapan, temizlik yapıp, eşine kadınlık eden.
    Bir anne düşünüyorum, tüm bunları yaparken her şeyden habersiz.
    Çocuğunun aşı günü gelmiş bihaber, eşi rahatsızlanmış kim bilir belki tansiyonu, belki şekeri yükselmiş, yabancı.
    Bir anne düşünüyorum, markette reyonlardaki fiyatlara yabancı, hastaneye gidecek hangi doktora gitse bilmiyor.
    Bir anne düşünün kör…
    Ben de okuma-yazma bilmeyen bir annenin oğluyum.
    Okuma-yazma bilmeyen bir kadın nasıl bir hayat sürer işte onu çok iyi biliyorum.
    Yaşadığı zorlukları, çileleri, sıkıntıları, küçük bir çocuğu yalvarır gözlerle bakıp otobüsün hangi durağa gideceğini sormanın ezikliğini, güçlüğünü.
    Ben anneme cenneti bağışlasam okuma-yazma öğretmiş kadar değer bulmam, dua almam gözünde biliyorum.
    İnşallah yakında o da belgesini alacak, okuma-yazma bilen kadınlar arasına girecek.
    Bu gün buradan şu gerçeği bir kez daha söylemek istiyorum.
    Yozgat gibi Anadolu kentlerinde bazı tek düzeleri, dar fikirleri, fakirliği, karanlıkları, engelleri, kabuğuna sıkışmışlığı ortadan kaldırmak istiyorsak kadınları, kızlarımızı okutmalıyız/okumak zorundalar. .
    Anadolu toprağı bu gün boz kalmış, bereket kaybetmiş, umutları solmuşsa bu kadını cahil, insanı cahil kaldığındandır.
Düşüne biliyor musunuz, kadın okuma-yazma öğreniyor ve eşinin ikinci karısı olduğunu öğreniyor.
    Bizim toplumumuzun namus timsalidir sözde kadın. Ama ne hikmetse en savunmasız haliyle yaşar bu toplumda kadınlar.
    Bir anne askerdeki oğluna mektup yazabilmek için ancak okuma-yazma öğrenebiliyor.
    Şaka gibi, ama gerçek tüm bunlar.
    Yozgat'ta Okuma-Yazma bilmeyen anneler, kızlar kalmasın diye canla başla çalıştı birileri.
    İster adına Milli Eğitim Müdürü deyin, ister sınıfta öğretmen.
    İsterseniz okuldaki hademe, isterseniz makamındaki Vali…
    Yozgat'ta bu işe emek verenleri canı gönülden tebrik etmek istiyorum.
    Bir kadının okuma-yazma öğrenmesi demek, bir dünyanın kurtarılması, yine bir ömrün başlangıcı anlamı taşır.
    Yozgat'ın aslında okumaktan başka şansı yok.
    Cehaletimizi, bilgisizliğimizi kırdığımız gün üzerimizdeki karabasanlar da çekip gidecektir.
    Okuyan Yozgat'ı inşa edenleri tarih hiçbir zaman unutmayacak!
    Gün gelecek hayırla yad edecek…