Bilgisayar çağı diyoruz ama, İnsanımızı tembelleştiriyor, kitaplardan tamamen uzaklaştırdı. Bilgisayarda iş yapanı boş verin, bilgisayara zaman ayıranların yüzde 90’nı oyun oynuyor. Bilgisayarda kağıt oyunu oynayanlar, taş oynayanlar, tavla oynayanlar Maşallah çok maharetli hale gelmişler. Tam anlamıyla cehalet ve zaman öldürme olayı.
Okullu cahiller hızla artıyor. Hiç kitap okumazlar, göz nuru dökmezler, sayfa karıştırmazlar ama her konuda ahkâm keserler. Ulemadan daha âlim, bilim adamından daha bilgili, din adamından daha dindar olurlar. Ne de olsa okumuş cahiller onlar.
Kitaba bu denli yabancı, kitaptan bu denli uzak bir başka millet var mıdır acaba?
Yıllarca öğretmenlik yaptım, mücadelem hep bu yönde oldu. Okumayı zenginleştirmek, yaygınlaştırmak ve yazmayı tutku haline getirmek. Her sınıfa dolu dolu kitap götürür çocukların okumasını sağlardım. Adeta okuma mücadelesi verirdim. İkinci olarak da yazılı anlatıma çok zaman ayırır çocukların yazmalarını geliştirmeye uğraşırdım.
Görüyorum ki, bir çok öğretmenim bunu angarya olarak görmeye başlamış.. Okumaktan uzak : “Kitabı kim okuyor bilgisayar yeterli” diyorlar.
Güzel süslü püslü bir çanta yaparız, hatta oyalı-işlemeli olanını tercih ederiz. Öperiz, başımıza koyarız sonra bir çantaya yerleştirir evin yüksek köşesine asarız onu.. “Kelamı Kadim” deriz, bu bizim kitabımız deriz ama, okumaktan, araştırmaktan, anlamını kavramaktan öte asılı kalmasına saygı duyarız.
Eskileri hatırlıyorum, yeni yazıya geçilmiş olmasına rağmen okuma bilenler azdı. Cami hocalarına gidip Kur’an öğrenenler de ara sıra (çoğunlukta Ramazan aylarında) Kelamı Kadim’i çantasından bir iki sayfa (Arapçasını) okumakla yetinirlerdi.
Hatta hatırlarsınız okuyucular vardı ama yazanlarımız çok azdı. Sadece ağızdan öğrenildiği için Kur’an’ı okurlar ama yazamazlardı.
Şimdilerde okuma yazma oranı yüzde 90’lara ulaştı. Çok güzel çok sevindirici bir konu. Ama ne yazık ki, insanlarımızda okur-yazar “okumazlar”. Kitap okuyanımız çok az. Kitaba saygı duyan, değer veren, kitap okumaya zaman ayıranımız yetersiz. “Okullu cahiller” diyorlar ya, bilmem doğru bir tanım mıdır?
Ne yapıp yapıp çocuklarımıza okuma alışkanlığını kazandırmamız lazım. Okuma bir tutku, okuma bir sevda, bu sevdayı tüm çocuklarımıza kazandırmalıyız. Ezberci, bilgisayar tutkunu (oyun hastası), test çözüm yorgunu olmaktan kurtarmalıyız çocuklarımızı.
Kütüphaneler tıklım tıklım kitap dolu. Okuyan, üç beş kişi… Kitap kurdu insanlarımız var onları kutluyoruz. Okuma sevdalısı bir çok tanıdığım dostum var onlara ben de hayranım.
Kitapçılar: “Hocam kitap alan, okuyan nerde?” diye sitemlerini dile getiriyorlar
Bu hastalıktan kurtulmalıyız. Okuma alışkanlığını da okullarda kazandırmak durumundayız. Önce öğretmen okumalı, sonra öğrencisini okumaya alıştırmalıdır. Okuma tutkusu verilmeden okuma alışkanlığı kazandırmalıyız. Türk klasikleri, sevilen kaliteli romanlar, hikâye kitapları devlet eliyle basılıp okul öğrencilerine bedava dağıtılmalıdır. Kitap fiyatları ucuzlamalı ve kitap çıkaran yazarlarımız teşvik edilmeli. Mutlaka okullarda kitap okuma saatleri ayarlanıp birkaç saat kitap okumaya ayrılmalı ve öğretmenler de öğrencilerle birlikte kitap okuma saatine katılmalıdır.
Dün Cumhuriyet alanında halka açık okuma saati vardı. İlgi derseniz dorusu azdı. Bence tüm Yozgatlı dün alanı elinde kitapla doldurmalıydı. Üzüldüm doğrusu…
Okumayan, araştırmayan, kitaba dost olmayan bir toplumla ilerleme şansımız yoktur, olamaz da... Gelişmenin kaynağı kitaptır, bilimdir, bilim adamıdır. Cehaletle hep birlikte savaşmamız gerekiyor. Toplum kitaptan uzaklaşıyor. Taklitçi, oyun hastası, saldırgan, kavgacı, bomboş bir gençlik yetiştirmekle yarınlarımızı güven altına almalıyız… Gönül isterdi ki: dün “ Okuma Saatinde” Cumhuriyet alanı bir bayram havası yaşasın! Ama olmadı. Olmalıydı bence. Tüm okullar, öğretmenler, devlet daireleri boşaltılmalı “ Okuma Şenliğine “katılmalıydı ve bir bayram havası yaşanmalıydı. Çok mu zordu yani…?