TARİHTEN günümüze bir çok medeniyete evsahipliği yapan Yozgat, bugünlere kendi kendine gelmedi elbet. Elbirliği ile getirdiğimiz Yozgat'ın mevcut halini sorgulamadan önce, kendimizi sorgulayıp, tartıya çıkartmamız gerekmez mi?..
Doğu-Batı, Güney-Kuzey yollarının kesiştiği, Türkiye'nin tam orta yerinde yer alan Yozgat, bir zamanlar ticaretin merkezlerinden birisiydi. Bir dönem, hem de uzunca bir dönem Türkiye'nin tarımsal ve hayvansal ihtiyacını karışılayan Yozgat, bugün nasıl oldu da kendi kendisine bile yetmez bir duruma gelebildi?...
Daha düne kadar Bozok Sancağına bağlı olan çevremizdeki illerin gerisine, Yozgat kendiliğinden mi düştü? Düne kadar bize özenen Çorum, Kırşehir, Sivas önemli mesafeler katedip, gelişirken, Yozgat bırakınız yerinde saymayı, dünden daha da geriye kendi kendisine mi düştü!..
Buraya kadar yazıyı okuduysanız, kesin bir sonuca da varmış, 'Siyasiler yüzünden!' dediğinizi duyar gibiyim. Peki ama o siyasileri seçen bizler değil miyiz? O siyasiler daha düne kadar bizden birileri değil miydi? Bizim gibi düşünen, bizim gibi konuşan, tepki veren, tepkisiz kalanlardan birileriydi...
Yozgatlılar olarak biz kendimize yakıştıramıyoruz. 'Olsun, küçük de olsa olur!' anlayışı ile günü kurtarabilmenin derdine düşmüşüz. O nedenle bizimle aynı düşünceye sahip olanlar, makam-mevki sahibi olduklarında, farklı düşünmüyorlar. Günü kurtarabilmenin telaşı içerisinde boğulup, gidiyorlar. 'Yozgat'a bu yeter!' diyorlar. Hatta 'fazla bile' diyenlerin az olmadığını da biliyor, şahitliğimiz de vardır. Kırşehir, Çorum, Sivas her alanda 'Süper Ligi' düşünüyor, bu doğrultuda adımlar atıyor.
Biz günü kurtarma derdini bile beceremiyor, birbirimizi suçluyoruz, vesselam...