Mahalle muhtarı değil, köy muhtarı, köyünün muhtarı.
Yozgat’a gelmiş birkaç resmi işini halletmek adına.
Bu sırada bir gazeteci kendisine mikrofon tutmuş ve beyanat almış.
Seçimlerle ilgili görüşlerini sormuş gazeteci arkadaş vatandaş olduğu için.
Söz konusu gazete bizim gazete değil.
Muhtar bu verdiği beyanata bin pişman olmuş, aklında deli sorular birikmiş sanki birazcıkda korkmuş.
Verdiğim beyanatı nasıl sildiririm, gazeteciyi nasıl bulurum diyerek yolu bizim gazeteye düşmüş.
Gelelim esas mevzuya…
Bizim muhtar ne demiş?
Bir iki yuvarlak cümleyle seçimlerin herkese hayır getirmesini temenni etmiş.
Parti belirtmemiş, aday açıklamamış, eleştiri yapmamış…
Kendisiyle yaptığım samimi sohbette böylesine sıradan bir beyanat için neden çekindiğini ve korktuğunu öğrenmeye çalıştım.
Gördüm ki siyasi baskı köyler üzerinde devam ediyor.
Daha önce gündeme taşıdığım gibi milletvekili bazı isimler köylülere baskı uyguluyor.
Oy dağılımına göre köyler birbirinden ayrılıyor ve ona göre hizmet götürülüyor.
Bundan dolayıdır ki bazı beldelerin yolları 10 yıldır yapılmadı ve ikinci plana atıldı.
Hizmette oy veren köyler ve vermeyen köyler diye ikilik yaratıldı.
Oy vermeyen köylerin kanalizasyonları en sona bırakıldı ve yapılmayanı var.
Oy vermeyen köylerin parke taşları en sona bırakıldı ve yapılmayanı var.
Oy vermeyen köylerin çocuk oyun parkları en sona atıldı, diğer köylerdeki eskidi.
Bugün gelinen nokta itibariyle muhtarlar dahi konuşmaya ve görüş bildirmeye çekiniyorlar.
7 Haziran seçimleri öncesinde kaleme aldığım bir yazımda dile getirmiştim.
Bazı milletvekillerinin köy meydanına dikilerek ‘Bu köyden halen MHP’ye oy çıkıyor’ çıkışını yaptığını dile getirmiştim.
7 Haziran’dan sonra ortaya çıkan siyasi tabloya rağmen, demek ki bazı siyasiler bu tutumunu sürdürmeye devam ediyor.
Köy ve beldelerde AK Parti dışındaki partilerin milletvekili adayları bir haneyi, bir evi ziyaret etmek istediğinde bazı köylüler derin çekingenlikler yaşıyor.
Bunun kendisine olumsuz yansıyacağını, ileride karşısına problem olarak çıkabileceği duygusuna kapılıyor.
Her şeyi göze alan bazı köylüler, farklı siyasi parti adaylarına evlerini, hanelerini sonuna kadar açıyor. Açamayan bir o kadar daha sessiz seçmen olduğu aşikar.
Hele hele bazı yerlerde gerçekleşen seçim gezilerine devletin kaymakamı da götürülünce işin rengi daha bir değişiyor.
Koskoca devletin temsilcisi de oradaysa, senin farklı yerde durman olur mu anlayışı ve algısı oluşturulmak isteniyor.
Muhtar diyor ki, ‘Beyanat vermek sıkıntı değil de, sonra bir iş makinesini köyümüze getirtemiyoruz”.
Bu tek cümle bile olayı özetliyor aslında.
Ben bu duruma üzüldüğümü dile getirmek istiyorum.
Yozgat’ın ayrışmanın değil, kucaklaşmanın merkezi olmasını istiyorum.
Zira,Allah korusun Yozgat bölünürse, Türkiye bölünür diye düşünüyorum.
Türkiye’de demokrasi diyenlerin, Yozgat’ta demokrasinin önünü kapatmasını ilginç buluyorum.