Bu günün dünyasında her şey değişiyor. İnsan değişiyor, toprak değişiyor, su değişiyor, bitkiler değişiyor, doğa değişiyor.
    Tek tek ama topyekün değişiyor.
    Madem dünya yalancı değişen de yalan oluyor demek ki…
    Cumartesi günü Adem Abi elinde Çiğdem Çiçekleri geldiği vakit anladım ki artık her şey değişiyor.
    Yozgat’ın tabiatı bozulmuş olmalı ki Çiğdemler çiçek açmış.
    Kışı kış gibi yaşayamadık bu sene.
    Allah’ın hikmetinden sual olmaz elbette.
    Amma velakin mevsimlerde insanlar misali hızla değişiyor.
    Bu değişimin habercisi Şubat ortası açan Çiğdem Çiçekleri.
    Sarı yaprakları ile Anadolu’ya baharı müjdeleyen adına eğlenceler, ziyafetler verilen Çiğdem Çiçeği, kar altında boy verdiyse değişim bir hayli derinden olmuş demektir.
    Doğanın değişen dengesi aslında insanların değişen yüzünü yansıtıyor.
    Eski alışkanlıklarımızı bırakalı çok oldu.
    Mesela 40 yıllık kahvenin hatıra binaen sayıldığı o günler.
    Hiç unutmam Mehmet Saygı ile bir muhabbetimizde şimdiki ilişkilere değinmiş, Yozgat’taki değişimi anlatmıştı.
    Yozgat’ın yaşayan arşivi derim ben ona.
    Değerli bir insandır, çok şey öğrendim tanıştığımız günden bu tarafa.
    Eskiden sokakta yürümek bir zevkti diyor Saygı.
    Tanıdığı bir simaya bakıp tebessüm dolu bir ifadeyle selam vermenin hazzını yaşarmış eskiler Yozgat’ta.
    Eski Yozgat diye iç çekişte bundan olsa gerek.
    Şimdilerde insanlar aynı kaldırımdan yürümekten çekiniyor.
    Ya borç isterse, diyor kendince!
    Borcu olan sadık, borcunu ödeyen zamansız olunca haliyle güvende azalmış memleketimde.
    Başka neler değişmiş?
    Mesela eskiden sohbetlerin kıvamı varmış.
    İki insan yana yana gelince dedi-kodu üretmez sohbet edermiş. Dile yakışanından.
    Yozgatlılık denilen o olay, işte burada başlarmış!
    Yozgatlı özünde hakikaten Yozgatlıymış.
    O yıllarda Yozgatlı olmanın bir ayrıcalığı varmış mesela.
    Kim ne kadar ceza verdi dese de Atatürk’ü de bilirmiş, dini, imanı da adam gibi yaşar mış!
    Mesela hurafeler.
    Toplumda kulaktan dolma bilgilerle yaşanır oldu dini inançlar.
    Biz Anadolu’nun göbeğinde hurafelerden din yapmışız bilmeden.
    Bilmeden inandığımız o şeylere sarılmak yerine bilgiyi ehlinden ve kitabından öğrenebilsek çok şeyi aşacağız aslında.

Dini de kendimizce değiştirmişiz çok acı…
    Mehmet Saygı, eski Yozgtalılar’dan bahsederken lezzetlerden dem vurur, yapılan yemeklerin kıvamına dikkat çekerdi.
    Sanırım testi kebabı da lezzetini o yıllarda bıraktı.
    Tavuklar yapılışmış meşe közünde.
    Bir tenekenin içine konulan tavuğun etrafını saran meşe közü lezzet katarmış!
    Yozgat’ın damak tadı bir başkaymış vesselam.
    Esnaflık bir kültürmüş o yıllarda.
    Ahlakın, saygının, pazarlığın, dostluğun, dayanışmanın, Ahiliğin özünde yaşandığı bir kültür.
    Zaman zaman eski, emekli olmuş esnaflarla hasbihal etme şansım olur.
    Hakikaten de öyle, giyimi, kuşamı, ticari ahlakı, insanlara bakış açısı daha farklı o günkü esnaflığın.
    Yardımın adı dayanışma, selamın adı hatırmış.
    Resimler siyah beyaz ama kalpler, düşünceler, fikirler renkliymiş.
    Gaz lambasının ışığında yapılan sohbetler evde aile sıcaklığı yaşatırmış küçük, büyük, dede, ebe, cümle aileye.
    Yoz’una Yoz katan bereket o yıllarda hissedilirmiş.
    Bu gün bakmayın siz kışın domates, yazın portakal bulduğunuza.
    Teknoloji getiriyor çoğunu bize.
    Tabi tat bulabilirseniz.
    Var mı yumurtanın tadı, sütün beyazı, yoğurdun mayası.
    Çiğdemler kar altında çiçek açardı açmasına ama bu kadar erken olmazdı.
    Sararan yaprakları daha erken solacak anlaşılan.
    Mevsimler mi değişiyor, dünya mı, tabiatımız mı, insanlığımız mı?
    Sanırım masamın yanı başında duran Çiğdem çiçeklerine bakmak hepsinin yanıtını veriyor!