Demokrasi, bir başkasına, ötekine, diğerine tahammül edebilme, hoşgörü gösterebilme sanatıdır. Aksi durum, totalitarizm, despotizm, monarşi, otokrasi hatta ve hatta faşizm’ dir.
    Osmanlı İmparatorluğu 623 sene boyunca hüküm sürmüş, gerekmiş, hilafeti de yani Allah tarafından indirilen Kuran-ı Kerimin izinde Tüm İslam Âlemine hükmeden Müslümanların koruyuculuğunu ve komutanlığını üstlenmek ve dolayısı ile tüm İslam âlemini düzenlemesi için oluşturulmuş en büyük mertebeyi de alıp gelmiş, can alıp verebilirken bile, saraylarının etrafında adam gezdirip “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!” diyerek gezmeleri için bahşiş verirlermiş…   
    Bu anlayış Cumhuriyet’ in ilk yıllarında da kendisini göstermiş ve Ankara Valisi Nevzat Tandoğan tarafından, 1944 yılında tutuklanan Osman Yüksel Serdengeçti’ye “Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var. Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek” şeklinde ifadesini bulmuştu. Burada Devlet’ in gücü hissettirilmek istenmişti. Sanki Devlet, onu oluşturan bireylerin hizmetindeki bir kurum değilmiş gibi…
    Rahmetli İsmet İnönü’ de Demokrat Partililere hitaben kullandığı “Sizi ben bile kurtaramam” sözü de, Başbakan rahmetli Adnan Menderes’ in “Odunu aday göstersem onu bile seçersiniz” diyen kişilerde aynı yanlış anlayışın, demokratik hazımsızlığın, ötekisine olan saygısızlığın uzantıları, kalıntıları, tortularıdır…
    Rahmetli Adnan Menderes’ in yakasını 5 inci ayın, 5 inde, saat 5’ te Kızılay’ da (555K) toplayarak “Demokrasi istiyoruz!” diyen gence verdiği cevap halen kulaklardadır: “Başbakanın yakasını toplamışsın, bundan â’ la demokrasi mi olur?”
    Bu lakırdıları eden aynı siyasiler, zaman gelmiş taşlanmış, yuhalanmış,  zaman gelmiş ıslıklanmıştır. İçlerinden birisi dışında yani Başbakan rahmetli Turgut Özal tarafından “Herkes bizi sevmek zorunda değil sevgili kardeşim.” şeklinde mütalaa edeni olmamıştır.
    Son sekiz yılımıza mal olan kendisi Kasımpaşalı takımı Fenerbahçe olduğunu bildiğimiz Başbakan ise her sözünün başında adaletten, demokrasiden, kalkınmadan dem vursa da, tebaa’ sı, kul’ları son damlasına kadar Galatasaray’ ın Ali Sami Yen’ i karşısında TOKİ tarafından taşeronluğu yapılan Aslantepe’ nin açılışı sırasında “Kendini bilmez 300-400 kul” tarafından yuhalanması ile tüm intikam duyguları şahlanmış ve “Tek kuruş harcanmadan Galatasaray’ a verilen stat ile ilgili ortada bir anlaşma olmadığını” kamuoyuna alelacele açıklamıştır. Hâlbuki TOKİ işe başlarken Ali Sami Yen’ den 1 milyar Dolar beklerken Nurol – Aşçıoğlu grubuna 416,5 milyon Liraya satılmıştır, doğru 1 Kuruş değil…
    40 bin kişilik stadyumdaki bu “Menfur, haddini bilmez” kişilerin stada alınmaması hatta evlerinden toplanıp karakolda sorgulanması, bunlara en ağır cezaların verilmesi için kamera kayıtları kontrol edile dursun İstanbul’ da bu durumlara tepki olarak ebedi ve ezeli rakip olan Fenerbahçelilerin, Ankaragüçlülerin,Adana Demirsporluların, Bursasporluların, Trbazonsporluların yani bilumum İstanbul ve Anadolu takımları tarafından protesto edildi.
    Konu ile bugün bana gelen esprili bir maili de tam bu noktada paylaşmak istiyorum, başlığı da “Tüm suç Cem Yılmaz da imiş” şeklinde: “TT Arena Reklam Filmi Şifreleri: Cem Yılmaz ne dedi bize? Stadın akustiği çok iyi, 300 kişi bağırır siz 30.000 zannedersiniz...
    Cem Yılmaz ne dedi? Zemin hafif hafif alttan ısınıyor, kendinize dikkat edin...
    Cem Yılmaz başka ne dedi? Çizginizi bozmayın, düzgün gidin...
    Ha bir de çıkarken ampulleri söndürün demedi mi? dedi......”