1980’li yıllarda Çankaya Lisesi’nde öğrenci iken sınıfın en küçüğü ve çelimsizi bendim. Hepsi zengin ve rahat yaşayan ailelerin bakımlı çocukları olduğundan gürbüz büyümüş ve şımarıklardı.  Bense yorgancılık yapan eniştemizin  yanında misafir olarak okuyor, annemim ve babamın köyde ikamet etmesi yüzünden özlem ve mahcubiyet içinde okula gelip gidiyordum.
Sinema ve tiyatro nedir bilmezdim. Arkadaşlarım hafta sonları programlarını gelirleri ve refah düzeylerine göre yapıyor, yaşam biçimime oldukça yabancı olmasına rağmen topluluktan kopmamaya çalışıyordum. İyi hatırlıyorum Başar ve Cem diye iki arkadaş vardı ki hafta sonu korku filmi seyredelim diye bir öneri attı ortaya. Ben hiçbir şey bilmediğim için benim hiçbir önerim de olamazdı. Zaten kimse de dinlemezdi.
Şimdi TRT televizyonunun Arı sütütyoları olarak kullandığı yer Arı sinemaları olarak geçiyordu. “Tatil Gecesi” diye bir korku filmi yayınlanıyordu. Bili diye normal şartlarda yaşayan bir gence uzaylılar elektronik bir kolye takıyorlar, kolyeyi takınca yüzü sapsarı, dişleri uzun, sürekli öldürme ve kan içme dürtüsüyle seri cinayetler işleyen, en amansız yerlerde birden ortaya çıkan ve karanlıkları ve yalnız mekanlar mesken edip avlanan şimdi bile anlatırken korktuğum bir hale bürünüyordu.
Allahım o filmi seyrederken tüm arkadaşlarımın arkasına saklansam da sinemadaki karanlık, ses şiddeti ve ürkünç bakışlar eşliğindeki sessizlik dışarının da karanlık ve katillerle dolu olduğu hissini veriyordu.
Sinemadan çıktık. Akşamları mümkün değil dışarıya çıkamaz oldum. Karanlık günlerde mümkün değil yalnız kalamıyordum. Korku bilinç altına yerleşmişti. Sıkıntı ve stresli bir hal aldım. Dilimde kekemelikler oluşmaya başladı. İnsanların yüzüne uzun uzun bakmaya başlamıştım. Acaba bunun yüzünde de uzaylı kolyesi giymiş gibi bir değişiklik oluşacak mı diye. Hele de yüzü geniş, saçı sarı ve gözü renkli insanlardan aşırı derecede korkuyordum. Aylar geçti korku kesinlikle bitmediği gibi günlük tazeleniyordu.
Öğrenim dönemi bitmiş yaz tatili için köyüme gelmiştim. Bu filmi anlatmadığım arkadaşım kalmadı. Bir akşam yağmurlu, karanlık, gökyüzünde hiçbir yıldızın olmadığı bir günde “Ay Gördüm Allah” oynamak için kalabalık bir arkadaş grubu beni çağırmaya geldiler. Neşeli kalabalığı görünce içlerine karıştım. Uzun süre oyun oynadıktan sonra harmanlara çekilmiş ve sapların yanına oturarak birbirimize hikaye anlatmaya başladık. Çenem o zaman da kuvvetliydi. Hemen seyrettiğim tatil gecesi adlı korku filmini anlatmaya başladım. Hem ben anlatıyor, hem de en  çok ben korkuyordum. Bazı küçük çocuklar ağabeylerine eve gidelim diye ağlıyorlardı. Herkesi aşırı derecede  korkutmuştum. Tabiiki bende korkuyor ve tüylerimin diken diken olduğunu hissediyordum.
Artık herkes dağılmaya başladı. Benin gideceğim yöne gidecek ve can şenliği oluşturacak bir kişi dahi yoktu. Yarabbi bu karanlıkta ve yalnızlıkta eve nasıl ulaşacaktım. Üstelik yolumun üzerinde çok çılgın köpeklerde vardı.
Ve herkes değişik yönlere dağılmış ve ikişerli, üçerli gruplar halinde evlerine gitmişlerdi. Eve ulaşma cesaretim sıfıra düşmüştü. Önce mevcut sapların arasına gizlenerek sabaha kadar uyumayı düşündüm. Ya sapların arasından Bili çıkarsa dedim ve tekrar zıpladım. Ne olursa olsun hızlı adımlarla eve doğru koşmaya başladım. Bir yandan da dane dane benleri var yüzünde diye türkü söylüyordum. Kaşifin Osman’ın dar aralıklardan Sunanın örene çıkacak yolun tam kesiştiği yere yüksek avazlı korku türküsü söyleyerek ilerlerken yukarıdan Gubüşün Saadetin itler Karacanın eşekleri kovalıyormuş. Tam kesişen noktada kontrolsüz kaçan eşek heyetiyle karşılaşınca hepsi de tapır tapır üzerime basarak geçip gittiler. Dilim tutulmuş ve bu gürültünün ne eşekler, ne itler olduğunu bile düşünmeden yaralı ve kırık çıkık düşünmeden uçarcasına eve ulaştım.  Sabah kalktığımda başım iki elimin arasında, tor top olmuş ve yorganın komple içerisinde bir vaziyette annem ve babamın bana dua okuduklarını görerek uyandım. Verilen hiçbir yemeği yemiyor, sorulan hiçbir soruya karşılık vermiyordum. Yağ kızarttılar ve içirdiler.  Damağımı kaldırıp defalarca sağlı sollu şamarladılar. Eşeklerin tepeleyip yaraladığı yerlerime çapıt yakıp bastılar. 
Köy yerinde seyrek okuyan çocuklardan birisi olduğum için nazar değme ihtimaline karşılık üzerlik yakıp tütüttüler. Omuzlarıma iğde ve go boncuk taktılar. Her türlü ilk yardımı ve acil mühale gerektiren tüm görevleri yerine getirdiler. Fakat içinde bulunduğum şoku atlatmamı bir türlü sağlayamadılar.
Köyümüzün nefesi kuvvetli insanları, hacılar, hocalar bildikleri tüm duaları okudular. Muska suyu, telek takma, al çabut bağlama, kapının önüne demir atma, yarım soğan asma vs. tüm müdahaleler eksiksiz yerine getirildi. 
Kekemeliğimi önleme için Gubuduğun Sultan nenenin önerisi hayat boyu unutamayacağım cinstendi. Öneri eşek dili yemem gerektiği yönündeydi. Çolak Etemin Gıllı İsmayil emmi, Gıpılının Cağaldakta bir ay önce Kazim Çavışın Zabitin eşşek geberdi, cenevarlar yimediyse onun dilini kesip getirek dedi.
Rahmetlik Babamla Godek Satılmış Emmi uflak ve paltayı alarak doğru Guvalıya Gıpılının Cağaldağa gittiler. Bir ay önce gebermiş eşeğin dilini kesip getirmişler. Daha önce konuşmalara şahit olduğum için bastım bağırtıyı. Mümkün değil bana eşek dili yediremezsiniz diye. Bırak eşek dilini et cinsinden bir şey yemiyordum. Saatlerce çığlık kopardım ve ağladım.
Gıllı İsmail Emmi bu tepkilerin doğal olduğu yönünde yeni bir açıklama yaptı.
-Eşşek dilinin kesilip getirilme niyetini de Cenab-ı Allah’ın takdir ettiğini, yemesine gerek olmadığı yönünde yapılan bu açıklama sonucunda o zamanlar avradını en çok düven Guduz Osman’a yedirme yönünde toplantı kararı çıktı.
Guduz Osmanın avradı Kel Melek te bizdeydi. Kel Melek hala ne biyim gurbanım, inşallah bizim imana gelir bu eşek dili sayesinde diyerek mazlum dualara başladı.
Aradan 2 gün geçmişti ki, Çakal Anşenin Fadime Bibi yidirdik deyyusa diyordu. Seyretmiş olduğum korku filminden dolaylı olarak en çok etkilenen Guduz Osman Emmi olmuştu. Bir ay önce gebermiş eşeğin dilini yedirmişlerdi.
İnşallah olumlu yönde etki etmiştir. Zavallı Kel Melek Hala her gün birkaç öğün olmak üzere gerekçeli, gerekçesiz dayak yiyor, günden güne eti yağı eriyordu. Bir deri ve bir kemikten ibaret olmasına rağmen her işe koşuşturuyor, üstüne üstlük 7 tane çocuğa el ayak oluyordu.
Tatlı, acı, dramatik vs. bir çok anıyı peşinden sürükleyerek hafızalarımı süsleyen bu olaylar bir korku filminin devamı olarak gelişmişti. Gülermisin ağlarmısın..
Şimdi ise etraf bu ve benzeri bir çok korku filmiyle dolu.
Okul önlerinde uyşturcu satanlar, satırla, sallamayla okula gelenler, cep telefonlarıyla yanlarında taşıdıkları ahlaksız görüntüler, içkili, kontrolsüz eğlenceli barlar, tavernalar, serseri arkadaşlar vs. vs yüzlerce çeşit korku filmi…
Gıpılının cağaldakta eşek geberiği de yok, moral vermek için toplanacak onlarca vefalı kalabalıkta… Düşen düştüğü yerde kalır. Tavuğun civcivlerini kanatları altına alıp sakladığı gibi çocuklarımızı her türlü bilinmeyenlerden uzak tutmalıyız diyorum.  
Çünkü başımıza bu asırda gelecek enstanteneler bu kadar komik ve masum olmayabilir..
Arz ederim..