GÜLER yüzü, dost gönlü, samimiyeti ve sadakatiyle gerçek bir hemşehri aşığı ve Kırşehir sevdalısı olan, Kent Konseyinin misafirperver Başkanı Sayın Tahsin ÜÇGÜL ve ekibinin davetlisi olarak geçtiğimiz hafta Kırşehir’deydik. Bölgesel değerleri ve insan zenginliklerini her yerde yücelterek anlatan, eğitimi, birikimi, görgüsü ve donanımı ile emeklerine hayran olduğumuz Osman İLHAN, Eyup TEMUR, Mehmet Emin TURPÇU, Semra YILMAZ ve Bahamettin ÖZTÜRK gibi güzel insanlar; bize Abdalların eşsiz dostluklarını, müptela eden sanatlarını ve imrenilir özelliklerini anlattılar. Program dahiline aldıkları Kaman gezisi çerçevesinde dünyanın en güzel insanlarından Adem GÖÇER’le tanıştırdılar. Muhabbetin tavan yaptığı, gülme krizlerinden yorgun düştüğümüz bu eşsiz sohbetten birkaç nüansı sizlerle paylaşmak istedim. Ama ben bu muhabbeti sadece yazabilirim. Adem Ustanın beden dili, her kelimeye yansıyan ses desibeli ve yöresel şivesi fıkralar üstü bir detay. Zaten komediyi bakış, duruş, oturuş, taklit, jest, mimik, işaret vs. gibi senkronize beden dilleri zirveye taşıyor. O özellikleri yazmak ne mümkün. Sevimli göbeği, şirin yüzü, alay ve saygıyı matematiksel bir koordinasyonla seri döngü içinde sunan, orijinal şivesi, dost yüzü ve tatlı diliyle bizi huzuruna çivileyen Ustaların Başı Adem GÖÇER Usta bakın neler anlattı.
AĞAM BİZİ KULLÜK ETTİN, ÜSTÜMÜZDE AĞNANDIN
Oğlu ve yeğeniyle bir ağanın oğlunun düğününü çalan Ustaya düğün sahibi çirkin, aşağılayıcı ve kaba davranmaktadır. “Geçin şöyle”, “Ortalıkta dolaşmayın”, “Boş durmayın çalın”, “Ekmağnizi ortalıhda yemeyin” falan filan diyerek gecenin geç saatlerine kadar davul ve zurna çaldırmış. Misafirlerin içinde çok rencide olan ustalar, ekmeklerinin hatırına ve tevazu dolu saygılarından hiç ses çıkarmazken ne deniliyorsa yapıyorlarmış. Ertesi gün düğün bitmiş ve ağa paralarını verirken ustalara;
“Nasıl ustalar benden memnunmusunuz” demiş. Usta ise düğün boyunca eziyetiyle rencide olduğu ağaya;
-“Ağam bizi küllük ettin, zabahlaraca üstümüzde ağnandın, nasıl memnun olah” demiş.
ABDALIN ÇOCUĞUNA ÖĞÜDÜ
Sanatını ve zenaatini çok seven Abdal; çocuğunun kulağından tutmuş ve sert bir şekilde öğüt veriyormuş. “Aha davul, aha zurna, aha keman. Zeynini iyi ver belle gendini gurtar. Belliyemezsen vallahi seni muallim yapar, köy köy süründürürüm” demiş.
SENİN KOCANIDA BEN SÜNNET ETTİM
Yaz boyu sünnetçilik yapıp, güz ve kış aylarındada düğün çalan Zurnacı Kabadayı, Abdalların gözde ustalarındandır. Derbederin fiziki görünüşü morumsu bir esmerlikte ve kılık kıyafeti çok bakımsızdır. Anadolu insanı, kadınların canlı hayvan kesmesini makbul saymadığından bu görevin erkeklere ait olduğana inanırlar ya; Patoz atan ırgatlara yemek hazırlamak için tavuk kestirecek bir hanım evinin önüne çıkmış ve tavuğu kesecek yoldan geçen bir bayın gelmesini bekliyormuş. Bir bakar ki Zurnacı Gabadayı geliyor. “Gabadayı Efendi şu tavuğu bi kesermisin” der. Saygısı ve edebiyle Zurnacı Gabadayı tavuğu keserken balkon demirlerine yaslanarak izleyen ukela bir gelin hanım; “Get, şu adamın kestiği yenirmi hiç” demiş. Bunu duyup, çok alınan Garadayı; “Niye yenmesin yavrım, alaycığınızın yidiğinide ben kestim” demiş. (Devamı Haftaya)