Kerkük İl Meclisi’nin Irak bayrağının yanına Kürdistan bayrağının asılması kararını alması tartışmalar ve Barzani’nin BM Genel Sekreteri Guterres ile görüşmesinde bağımsızlık referandumunu en kısa sürede yapacaklarını söylemesi, Irak’ın geleceği ile ilgili tartışmaları yeniden canlandırdı.
Bu tartışmaların arka planında Irak ve Suriye’de DEAŞ’ e karşı operasyonların son aşamasına gelmiş olması yatıyor. Dolayısıyla yaşanan gerilimin odağında, DEAŞ sonrasında Bölge’nin (Ortadoğu) nasıl şekilleneceği, başka bir deyişle nasıl paylaşılacağı yer alıyor.
Bugün Kerkük’teki kriz, bir bayrak krizinin ötesine geçmiş durumda. Çünkü Irak meclisinin Kerkük’te sadece Irak bayrağı asılması yönünde karar almasının ardından Kerkük il meclisi, Kerkük’ün Kürdistan yönetimine bağlanması ile ilgili oylama yapma kararı aldı. Dolayısıyla bu karşılıklı hamlelerin önümüzdeki günlerde bu krizin tırmanarak devam etmesine yol açacağını tahmin etmek zor değil.
Osmanlı Devletinin I.Dünya savaşının sonunda yaptığı Mondros Mütarekesi sırasında Kerkük merkez hariç, Süleymaniye ve genel olarak Musul vilayeti 6. Ordu komutanı Ali İhsan Sabis Paşanın denetimi altındaydı. Ancak mütarekenin 7.maddesi itilaf devletlerine gerekli gördükleri yerleri işgal yetkisi vermekteydi. İngilizler de bölgedeki Hristiyan halkın katledildiği bahanesi ile Musul’un boşaltılmasını Ali İhsan Paşadan istediler. Ali İhsan Paşa her ne kadar bu teklifi reddetmiş ve direnmişse de sonrasında İstanbul’dan gelen emir üzerine kuvvetlerini Musul’dan Nusaybin’e çekmek zorunda kaldı. Şehrin boşaltılmasının ardından İngilizler 10 Kasım günü Musul’u işgal ettiler.
Lozan konferansındaki görüşmelerin önemli başlıklarından biri Musul meselesi oldu. İsmet Paşanın başkanlığındaki heyet konferansta Musul, Kerkük’ün demografik yapısını rakamlarla ifade ederken bölgenin çoğunluğunun Türk olduğunu, Kürtler ve Araplarla beraber ise Anadolu’nun bir parçası olduğunu savunuyordu. Lord Cruzn ise İsmet Paşanın istatistiklerinin doğru olmadığını bölgede Türklerden çok Kürtlerin ve Arapların bulunduğunu öne sürmekteydi. Musul üzerinde bu tartışmalar yaşanırken gündeme gelen konulardan bir tanesi de bölgenin petrol zenginliğiydi. İngilizler, Türklerin petrol zenginliği için Musul’u istediklerini öne çıkartarak konferansa katılan diğer devletleri de kendi taraflarına çektiler ve diplomatik üstünlüğü ele geçirdiler.
Lozan konferansından sonra başlayan ikili görüşmelerden de bir sonuç çıkmadı. İngilizler petrol bölgesi olan Musul ve Kerkük civarını Türkiye’ye bırakmayacaklarını açıkça ifade ettiler. Türkiye bölge ile ilgili tezlerini Cemiyet-i Akvam’da da savundu. Ancak bu tarihlerde Türkiye’nin doğusunda çıkan Şeyh Sait isyanı ve hemen ardından bölgeye yönelik uygulamalar, Türkiye’nin öne sürdüğü en önemli tezin yani Kürtlerin de Türkiye’ye bağlanmak istediği tezinin zayıflamasına sebep oldu. Nihayetinde Türkiye 1926 yılında Ankara Antlaşması ile Musul üzerindeki haklarından vazgeçmek zorunda kaldı.
Musul ve çevresindeki Ninova vilayeti, stratejik öneme sahip bir bölge. Burası, Irak Şam İslam Devleti'nin Suriye'ye açılan bir kapısı. Irak'taki bir dizi şiddet olayının sorumlusu olarak gösterilen örgüt, Şii liderliğindeki Irak merkezi hükümetine karşı çıkıp Sünni azınlığı savunuyor.
Musul sorunu bir dizi uluslararası konferans ve anlaşmaya rağmen bir türlü çözülememiştir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında ise Anadolu'nun içinde bulunduğu duruma odaklanılarak bu sorundan uzaklaşılmıştır. Musul, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi sınırları içinde yer almaktadır.
Irak'ın petrol zenginliğiyle bilinen Kerkük'teki güvenlik sıkıntısı üzerine bölgeye askeri araç ve ağır silahlar eşliğinde yeni Peşmergeler sevk edildi. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani'nin Yardımcısı Kosret Resul, emrindeki tugayla Kerkük'e geldi. ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri de çatışmaların yaşandığı saatlerde, DEAŞ hedeflerini bombalayarak Peşmergeye destek verdi.