Seçimlere bir aydan az bir süre kala partiler, adaylar, paralel yapı, medya, iş adamları dernekleri herkes son kozlarını oynuyor. Belki de ülkemizde yerel seçimler hiç bu kadar önemsenmedi. Sızdırılan istihbari bilgiler, yargı ve medya yoluyla devletin yıpratılması gibi çeşitli oyunlar oynanıyor. Dikkat edelim hükümetin yıpratılması demiyorum ne yazık ki yıpratılan devlet.
Ekonomik göstergeler ne zaman olumlu seyretse birden bire ortaya bir şeyler çıkıyor ve faiz, döviz yükselirken, borsa kan kaybına uğruyor. Gezi olaylarında da böyleydi ekonomi altın çağını yaşarken olaylar patlamıştı. Demem o ki zamanlama çok manidar. Servis edilen haberler, ekonomiye darbe vurarak hükümeti zora düşürmek, itibarsızlaştırmak maksatlı.
Haberlerin doğruluğunu yanlışlığını bir kenara bırakıp asıl amaca bakmak lazım. Birileri bu hükümeti istemiyor.
İçerde istemeyenlerin olması normal ama dışarıdan destek verenler kim?
Aslında olaylar göründüğünden daha çetrefilli. Evet, cemaat emniyette, yargıda kadrolaştı bunu sağır sultan bile duydu yıllar önce.
Elde edilen bu gücü hükümete karşı kullandıkları da aşikar ama bu yolda yalnızlar mı orası benim kafamı karıştırıyor.
Cemaat mensubu arkadaşlarımla sohbetlerimde meselenin dershaneler değil İran olduğunu ifade ediyorlar.
Neymiş efendim hükümet İran’a yakınmış. Yahu tabii ki yakın olacak yıllardır komşumuz ve bölgenin güçlü ülkelerinden birisi karşımıza almak mıdır mantıklı olan? İran’ı İsrail istemiyor. Peki biz neden istemeyelim? Ya da cemaat neden İran’ı istemez? İsrail’le yakın ilişkide oldukları için mi?
Ortalık öylesine karışık ki düşünmekten beynimizin yorulduğu oluyor.
Seçimler yaklaştıkça rüzgarın yönü daha çok değişir diye tahmin ediyorum. Bu çekişme seçimle bitmez seçimden sonrasına da sarkar çünkü asıl büyük iki seçim var kapıda. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Genel seçimler var. Eminim ki iki tarafta boş durmayacaktır. Bekleyip göreceğiz…