MEVSİMİNDE yağan kar, berekettir. Tarım sektörü için olmazsa olmazlardandır. Çiftçi, sonbaharda tarlasına attığı 'tohumun yorganı' olarak kabul eder, kar'ın oluşturduğu beyaz örtüyü. Kirlenen doğa eriyen kar sularıyla  temizlenir, toprak ana daha verimli bir hale dönüşür. Hastalıkları da yok eder, kendisi insanları hasta etmiş olsa bile. Vücudun direnci artar, daha dayanıklı bir hal alır. Çoğu zaman insanların ağrıları, sızıları da bu mevsimde, kar yağışı ile ortaya çıkar, doktora koşar...

Bitmez bu çile!..

Ama Yozgat'ta son dönemlerde yağan kar çileye dönüşüyor. 'Belediye yolları darattı!' kolaycılığı ile işin içerisinden çıkmak da var. Veya 'otoparklarımız yetersiz!' de diyebiliriz. Yaya kaldırımlara ne demeli peki!. Tüm bunları alt-alta, yan-yana dizip, saatlerce konuşabiliriz. Tartışırız. Hatta daha da ileriye gidip, tartışmanın heyecanıyla birbirimizi kırabiliriz de ama sorunu çözer mi? bunları, şimdi konuşmak!.. Hani derler ya, 'Geçi Bor'un pazarı sür eşeğini Niğde'ye' diye. Bunları zamanında tartışmaktan, konuşmaktan kaçınınca, şimdi konuşmanın da bir anlamı kalmıyor. 

Kaldırımlar da yürünmüyor!...

Yaya kaldırımların genişletilip, parkeleri döşenmeye başlandığı dönemde 'alkış' tutanlar, bugün çıkıp şikayetlerini sıralıyor. Yaya kaldırımlara parkeler yaz aylarında döşenirken bile kayıyordu. Bunu cılız da olsa dile getirenlerin üzerine 'size de hiç bir şey beğendirilemiyor!' diyenler, yaşanılan sıkıntıların içerisinde kendilerini bulunca tepki veriyorlar. Şimdi, yapılan çalışmaları yenilemek, eskileri çöpe atmak kolay mı?.. Kolay olsa bile, harcanacak para kimin cebinden çıkacak. Yine senin-benim cebimden değil mi?.. Diğer caddelerde de durum farklı değil ama Lise Caddesi'de yıkılan binaların yerine yenileri yapılırken, 15 santim öne çıkılmasına 'Ne olacak canım!' mantığı ile yaklaşıp, şimdi de yolların daraldığından dem vurmanın da; bana göre bir mantığı kalmamıştır. Artık yeni şeyler söylemek lazım...

Ne söyleyelim!...

Bugüne kadar doğru-yanlış ne varsa sessiz kalıp, herşey olup-bittikten sonra bağırmanın, çağırmanın sonucu değiştirmeye yönelik olmayacağı kesin. O halde, mevcut oluşum, yaşam alanımız içerisinde birilerini suçlayarak değil, 'biz ne yapabiliriz?' sorusuna yanıt bulup, gereğini yapmak durumundayız. Kabak lastikle yola çıkıp, düz yolda kaydığınızda, yol kenarına iki aracı yanyana park edip, 'ne yapalım park yeri yok!' serzenişinde bulunarak da sorun çözülmez, çözülmeyecektir de. Sorunu çözmek için öncelikle bizler kurallara uyacağız, uymayanları uyaracağız. Sorunlara, sıkıntılara 'olup, bittikten' sonra değil, daha işin başında sahip çıkacağız ki; sonrasında şikayetlerle vakit geçirmeyelim...