Memur “3. kat 4 numarada kim oturuyor?” Bekir bey “İsmail bey oturuyor.” Memurun kafa karışsa da, defter ne söylüyor! ne yazıyorsa o…
Mehmet bey, Bekir bey, İsmail bey bir araya gelip yöneticinin yanına çıkarlar. Toplantı yapılır. Müteahhit çağırılır. Projeler açılır. Binanın ilk iki katı mağaza olduğundan (ikinci kat daireyken alttaki mağazaya katıldığından) numaralamalarda, kapı tokmaklarındaki yanlışlıktan dolayı, katlar, numaralar birbirine karıştırılmış olup, Mehmet beyin ki, Bekir beye, Bekir beyin ki, İsmail beye geçmiştir. Bu durumda yani kağıt üstünde herkes bir başkasının dairesinde oturmaktadır. Apartman yönetimi toplanır. Kat maliklerinin tamamı iştirak eder. 50 daireli apartmanda, 8 kişi daha aynı durumdadır.
Sonuç: Tapu dairesine gidilir. Karşılıklı satış yapılır. (Takas yapmıyorlar.) Herkes oturduğu kattaki, dairenin sahibi olur. Tapuda tabii ki, harçlarda ödenir.
Burada sonradan ortaya bir sorun çıkar. Maliklerden birisi dairesini satmaya kalkar. İktisap (aldığı tarih) 5 yılı doldurmadığından (Beş yılı doldurmayıp da, bir taşınmazı satarsanız sair kazanç doğar.) daire bedeli harçlandırmada (350.000 TL) gösterildiğinden vatandaş dairesini satamaz.
Gelelim sadette : Siz, siz olun, daire vs alırken, proje, kapı numarası, kat, tapu kaydı, birbirlerini tamamlıyor mu? Birisinde eksiklik varsa, yukarıdaki, olumsuzlukları yaşamaktan kurtulamazsınız.
Yazıda geçen karışıklığa 2011 de şahit olmuş bir kişi olarak, bundan 30 yıl önce yaşanmış benzeri bir olayı da, Bankayı Portakal Gibi Sattım kitabımda yazmıştım. Aynen şöyleydi;
***
TOKMAK DAVASI
Seçkin semtlerimizden birinde aynı apartmandan bir iki gün arayla dört daire sattık. Apartman yeniydi ve iskan ruhsatı alınmadığından satışlar arsa tapusu üzerinden yapılmıştı. Müteahhit kapıların üzerine numaraları geçici olarak plastik rakamlardan yapıştırmıştı. Sonra nasıl olsa pirinçten taktıracaktı! Aynı katta üç daire vardı. 1 numaraya isabet eden 2 oda salon, karşısındaki daire 3 oda salon. Ekstradan bir de sandık odası mevcut. Bir numaralı daireyi alanlar, iskanı beklemeden taşınma kararı alırlar. Dairenin hanımı haliyle temizlik yaptıracaktır. Apartmana geldiğinde bir bakar ki, kapı numaraları değiştirilmiş. Hem kapı üstünde, hem de tokmağa gömmeli numaralandırılmış! Sağ dairenin numarası 1 numara. Bunda da vardır bir hayır(!) diyerek, güzelce bir numarayı temizletir.
Taşradan geleceklerdir. Beyi daireyi 2 oda, salon diye söylemiştir, ama demek ki sürpriz! yapmıştır. Hanımın beyi demek ki sürpriz seven bir beymiş! Eşyalar gelir, yerleşirler. Bu daireyi üniversitede okuyan çocukları için almışlardır. Ne gariptir ki, kadın kocasına neden sürpriz yaptığını sormamıştır!
Aradan bir ay geçmeden aynı kattan daire alan beyle hanımı kan ter içerisinde bürodan içeri girdiler.
Bey hiç soluklanmadan “Efendim bizim aldığımız daireye birileri taşınmış. Yandaki apartmanın kapıcısı söyledi. Pencerelerde de perde var. Nasıl iş bu” dedi.
- Efendim siz yanlış kata bakmış olmayasınız?
- Yok efendim. Daireyi beraber dolaşmadık mı? Birinci kat sağ daire.
- Evet sağ daire.
İçimden “telaşla yanlış kata çıkmışlardır” dedim. Dedim demesine de, adam aldığı daireyi bilmez mi?!
- Buyurunuz birlikte gidelim.
Hep beraber çıktık. Apartmanın birinci katında sağ dairenin önünde durduk.
Adamcağız elinin tersiyle terini silip,
- Bizim dairemiz bu değil mi? dedi.
- Tabii, bu daire.
Kapıyı tıklattım. İçeriden “Bir dakika” diye yanıt geldi. Kapı açıldı.
Gelişimizden hiç de memnun olmuş görünmeyen bir bayan “Buyurun ne istiyorsunuz?” dedi.
- Hanımefendi. Galiba bir yanlışlık var da!
- Ne yanlışıymış o?
- Bu dairenin sahipleri, dedim ve çifti gösterdim.
- Hangi dairenin?
- Bu dairenin?
- Biz bu dairenin neyiyiz.
- Bilmem ki. Bir yanlışlık söz konusu olacak.
- Kardeşim siz ne söylüyorsunuz. Açıkça konuşsanıza. Hanımefendi öyle sert çıkışlar yapıyor, öyle sert cevaplar veriyor ki, öbür hanım beyinin arkasına adeta saklanmış durumda. Nerdeyse “ben karşı daireye razıyım” diyecek!
- Hanımefendi bu daireyi bu aile satın almıştı.
- Eee, biz hangi daireyi satın aldık. Bir dakika, bir dakika, tapuyu getireyim.
Tapuyu getirdi. Benim burnuma doğru uzatıp “Oku bakalım” dedi. Ada… parsel… 1’nci kat 1 nolu mesken.
- Neymiş? dedi ve yine kendisi cevapladı: “1 nolu mesken. Sizin dairenizin numarası ne?
Beyefendi sıkılarak “2 numara” dedi.
- Beyefendi 2 numaraysa, bir numaranın önünde ne işiniz var deyip, kapıyı çat diye kapattı.
Apartmandan çıktık. Hanımefendi ağlamaya başladı. Teselli etmeye başladım.
“Efendim bir yanlışlık var. Sizin daireniz orası.” Hanımefendiyi teselli mümkün değil. “Yanlışlık ortaya çıksa da ben o hanımla aynı apartmanda komşuluk yapamam” diyor. Beyefendi hiç sesini çıkartmıyor.
Büroya döndük. Müteahhiti aradım. Durumu anlattım. Müteahhit, hemen apartmana gideceğini söyledi. Bir saat sonra aradı. Bütün suçun kapı numaralarını monte edenlerde olduğunu, o günlerde kendisinin Ankara’da olmadığını, kalfasını dövmek için aradığını, dairede bulunan kadının sertçe taarruza geçtiğini, kocasını arayıp konuşacağını, ertesi gün bizim büroda bir araya geleceğimizi belirtti.
Müteahhitin söylediklerini anlattım. Taarruzdan bahsetmedim. Kendilerine yanlışlığın en kısa zamanda düzeltileceğini söyleyip uğurladım.
Ertesi günü büroda toplandık. Müteahhit, kadının kocasıyla konuştuğunu, kocasının da girişteki sol dairenin kendilerinin olduğunu kabul ettiğini, ama karısına söz geçiremediğini anlattı.
“ Bu durumda, usta mı, marangoz mu, kilitçi mi her kimse, o kapı numarasını yanlış monte etti ise vatandaşın suçu ne? Üç oda salon almış, 2 oda salona mı razı olacak?!”dedim.
Müteahhit boynunu büküp “Bu işi mahkeme temizler” dedi. Mahkeme lafını duyan hanımefendi “Başımıza bu da mı gelecekti “ deyip ağladı. Beyefendi hiç sesini çıkartmadı. Müteahhit “Ben şahidim ve de yanınızdayım” dedi.
Bizimle aynı binada olan avukat arkadaşa çıktık, durumu anlattık.
Müteahhit, avukatın istediği kat yönetim planı dahil her bir evrakı müsbiteyi getirdi.
Beni de şahit gösterdiler.
İlk duruşmaya davalılar gelmedi. İkinci duruşmada herkes yerini aldı.
Hakim hepimizi dinledi. Duruşmayı “kapı tokmaklarının yerinde tespiti, plana uygunluğu açısından keşif yapılması için” ileri bir tarihe erteledi.
Üçüncü duruşmada geç kalmıştım. Mübaşire içerdeki davanın hangisi olduğunu sordum, “Tokmakçılar” dedi. Ben dinleyici yerine geçtim.
Hakim, “Ne yanlış tokmakmış bunlar böyle” deyip müteahhitin elindeki kapı tokmaklarına baktı.
Müteahhit uzun, uzun ustanın kapılara numaraları yanlış monte ettiği anlattı. Yanlış daireyi işgal eden bayan “Hakim bey, numaralar takılırken müteahhit hangi zıkkımdaymış?” dedi.
Müteahhit yerinden fırlayıp “Zıkkımda değil, memleketteydim hakim bey” dedi. Hakim iki tarafı da ikaz etti.
Karar malum: “Yanlışlıkla gelişen olay neticesi fırsattan istifadecilik. Herkesin kendi dairesine geçmesine.” Adalet fırsatçıya meydan vermemişti.
Dışarı çıktık. İki kişi aralarında konuşuyordu. “Senin dava tokmakçıların hemen arkasından geliyor!” Üç, dört celsede ekip meşhur olmuştu:
“ Tokmakçılar!””