Son yıllarda ülkemizdeki iller ve ilçeler, bölgelerinde yetişen bitki ve hayvan türlerinin envanterlerini çıkararak, yörelerine has özellik taşıyan çeşitleri tescilleyerek belgelemektedirler. Bozok platosunun ve çevre dağlarının ikram ettiği bitki türleri ise doğal yönü, zirai ilaç ve gübrelerden uzaklığı, güzelliği ve şekilleri ile tıp, turizm, farmakoloji ve değişik değerlendirme alanları için alternatif fırsatlar sunmaktadır.
Rakımsal yüksekliği, seyrek nüfus dağılımı, iklimsel özellikleri ve berrak su kaynakları ile Yozgatımız da bitki bilimcilerin ilgi odaklarındandır.
Yıllardan beri açık arazilerden toplayarak yediğimiz bazı yabani bitkiler, yöremizde yaşayan bilirkişilerin referansıyla tanıtılmalı, ilaç ve kozmetik sanayi haberdar edilmelidir. Bakın bunlardan biriside sadece yöre insanlarımız tarafından bilinerek kullanılan, başka illerimizin şaşkın bakışlarla karşıladığı kangal bitkisidir.
Haziran aylarında kurban olduğum Yozgatımızın yazısı yabanı hep kangal dikenleriyle doludur.
En etli, en yumuşak zamanları da bu zamanlardır. Kocayınca ağaç olur mübarek. Bitki çayları, baharatlar, değişik ot ve meyve kurusu çeşitleri satan safranlar var ya..
Hangi otun, hangi bitki kurusunun ne işe yaradığını sorsan her derde deva der çıkarlar. Bende diyorum ki kangal her derde deva. Bu zamana kadar keyifle yedik, zehirlenmedik, neşeli olduk, yedikçe acıktık, kendimizi daha dinç hissettik.
Yozgat’ta yaşıyorum ama bu sene kangal yemedim diyen varsa bari Yozgatlıyım demesin. Bakın ne yapıyoruz biliyor musunuz, Kangal dikenlerinin yumuşak ve kalın olanlarını tabanından kesip, yapraklarını katlanma yerlerinden tek tek çekerek soyup küçük rulolar halinde doğruyoruz. Tereyağı ile soğan, salça kavurup kangalları üstüne sonradan ekliyoruz. Belirli bir süre de onları kavurduktan sonra yeme de yanında yat.
Ne zaman Mayıs ve Haziran aylarında Sorgun’a gelip’te kangal yemek istesem bir lüzumsuz işim çıkar, her yıl bu hevesim kursağımda kalıyor.
Mercimekler de bu mevsimlerde içlenir. Ondan da yiyemeden terk etmek zorunda kalırım canım memleketimi. Bir sonraki yıl gelir yeriz inşallah diyerek gözümüz arkada ayrılırız.
Bu erteleme 20 yıldır devam etmektedir. Çiğdem pilavını, kızılca cacığını, güllü tapanı falan zaten unuttuk.
Kurban olduğum Allahımın türlü nimetlerle bezediği memleketimizin kıymetini bilelim. Mümkün olduğunca ibadetlerimize ağaç dikmeyi de ekleyelim. Dereleri, özleri kirleten etkenleri yok edip, balık avlanabilir, piknik yapılabilir alanlar haline getirelim.
Türkiyemizde her il, her ilçe kendilerine çeki düzen verip, bakım yaparak turizme açılmaya başladı. Bu gayretlerin gerisinde kalmayalım. Alternatif aktiviteler üretelim ve insanlarımızı refaha ulaştırma yönlerini kendimiz arayalım.
Saygılarımla..