Makale ve Yorum: Yrd. Doç. Dr. Süleyman Coşkuner/ Antalya
"Kaliteli yaşamanın ve kaliteli bir insan olmanın en önemli şartlarından birisi de, hakkıyla ve gerektiği gibi yüksek kaliteli sorumluluk sahibi olmaktır. Sorumluluk sahibi olmakla birlikte, en önemli husus, söz konusu sorumlulukları zamanında etkin ve verimli bir şekilde yerine getirebilmek, oldukça büyük bir önem taşır.
İnsanların en önemli sorumluluğu kendisine ve çevresine olmakla birlikte, ailesine, dost ve arkadaşlarına, ülkesine, milletine, doğaya, hayvanlara, komşusuna, mahallesine, yaşanılan mekanlara, paylaşılan ortamlara karşı da büyük sorumlulukları vardır.
Kişinin öncelikle kendisine çok iyi bakması, her bakımdan donanımlı bir hale gelebilmesi için kendisini yetiştirmesi, sağlığına ve kalitesine çok dikkat etmesi, büyük önem arz etmektedir. Zamanında koruyucu ve önleyici sağlık ve kalite faktörlerine gereken önemi hakkıyla vermeyerek, kalitesinin bozulması halinde, iş işten çoktan geçmiş olur. Yara aldıktan sonra hızla harekete geçerek tedavi olsa dahi, kendi sağlığına karşı sorumluluklarını zamanında yerine getirmemiş olur.
Kişisel sorumlulukların yerine getirilmesinin yüksek kaliteli bir bedeli vardır. Asıl yapılması gereken, zamanında yapmamız gerekenleri gerektiği özellikte ve kalitede yapmaktır. Doktorlara, eczanelere, aktarlara, psikiyatrlara, hocalara, inşallahlara, maşallahlara güvenerek, sağlığımızı ve kaliteli yaşamımızı, “saldım çayıra Mevlam kayıra” zihniyetiyle yönetirsek, yandı gülüm keten helva…
Her ne şekil olursa olsun, problem üretimini engelleme ve önlemenin maliyeti, problemin çözülme maliyetinden çok daha ucuzdur. Üstelik bütün imkanların kullanılmasıyla dahi, besleyip büyüttüğümüz problemlerimizin çözülme garantisi de yoktur.
Sevimsiz hastalıklara davetiye çıkaran sigara, alkol, olumsuz madde ile birlikte; kirli çevre, kanserojen maddelerle yakın iletişim gibi çevresel olumsuz faktörlerin yanı sıra; kin, nefret, öfke, yönetilemeyen üzüntü, gam-kasavet, karamsarlık, ümitsizlik, tembellik, atalet, kavga, küslük vb. gibi kaliteli yaşam hırsızlarının ürettiği “toksin”e sürekli maruz kalmak, kişisel sorumluluklarla alay etmekten başka bir şey değildir bence…
İnsan nefsinin çok hoşuna giden bir davranış modeli vardır ki, hemen hemen herkesi sarmış vaziyettedir. “Başkalarını düzeltmek.” Şurası iyi bilinmelidir ki, her kim hangi davranışta bulunuyorsa, (kasıt yoksa) en iyi davranışta bulunduğunu varsayar. Zira atalarımız boşuna “kişi kendisini beğenmezse çatlar ölürmüş” dememiş. Eğer akıllar yeniden dağıtılsaymış, herkes yine kendi aklını alırmış, derler.
Nedense başkalarına müdahale etmek, eksiğini düzeltmek (kendine göre tabi), yönlendirmeye çalışmak, insan nefsine hoş gelmektedir. Ama asıl sorumluluk bu değildir. Asıl olan, öncelikle kendimizi düzeltmek, donanımlı olmak, örnek olmak, destek olmak ve paylaşmaktır.
Hele hele başkasının açık ve eksiklerini özellikle arayarak ortaya çıkarmak ve kişinin yüzüne karşı söylemek(doğruluk adına dahi olsa), hiç akıllıca bir yaklaşım değildir. Kırgınlıktan başka bir işe yaramaz. Ama - fakat ile başlayan savunma çabalarından bunu rahatlıkla anlayabiliriz.
Bu durumda sevgili Peygamberimizin (sav) şu sözüne muhalif olmuş olmaz mıyız? “İnsanların ayıbın ve eksiğini deşelemeyin, araştırmayın, ortalığa dökmeyin. Saklayın, gizleyin ki, Allah da sizin eksiklerinizi gizlesin.”