Demek ki, eğlenmeden, dinlenmeden ve manevi hayata zaman ayırmadan sürekli çalışmak, doğru bir yaklaşım değil. Yerine göre dinlenilerek, metabolizmanın kendisini yenilemesine fırsat verilmeli; ölçüsünde eğlenilerek, enerji toplanmalı, yerinde ve zamanında ibadet edilerek, manevi dünyamız da beslenmeli ve zenginleştirilmelidir.
Eğlenmenin veya dinlenmenin dozu çalışma aleyhine bozulursa, çalışmanın nimetleri kaybolduğu gibi, yeniden yorulma ve atalete düşme tehlikeleri ile karşı karşıya kalırız.
Bazı insanlar hiç çalışmadan ve hareket etmeden sürekli uyumaya ve dinlenmeye çalışırlar. Halbuki, belirli bir süreyi geçen dinlenme ve hareketsizlik, daha kötü sonuçlar doğuran olumsuzluklar olarak karşımıza çıkar. Obezite ve durağanlık artar, zekanın gelişmesi durur, yeni üretimlere imkan vermez ve tembellik alışkanlık haline gelir.
Kararınca yapılan dinlenme ve eğlenme, yeniden çalışmaya başlamak ve enerji toplamak için gerekli ve yeterlidir. Burada eğlenme ve dinlenmenin şekli de çok önemlidir. Bazıları eğlenip dinleneyim derken daha çok yorulurlar. Bu da ayrı bir problemdir.
Her çok meşgul kişi de çalışkan veya başarılı değildir. Bazıları söker söker bir daha yapar ve hiçbir mesafe kaydedemez. Bazılarının başını kaşıyacak vakitleri yoktur. Ama ortaya koydukları verimli ve kaliteli bir iş de yoktur. Çünkü, önemli işlerini acil ve uyduruk işlerin insafına terk etmişlerdir.
Çalışmada verimlilik, etkinlik ve kalite birinci planda olmalıdır. Biz aynı imkanlar ve sürede 100 tl.lik bir çalışma yaparken, bizimle aynı şartlarda olan rakibimiz 200 tl.lik bir iş çıkartıyorsa, bizde yanlış olan birşeyler var demektir.
Yapılan işin fırsat maliyeti de büyük önem taşır. Değneğin bir ucundan kaldırdığımız zaman diğer ucunu da kaldırmış oluruz. Herhangi bir işe karar verdiğimiz zaman, onun olumlu tarafları ile birlikte olumsuz taraflarını da tercih etmiş oluruz.
Çalışma hayatında bir de, yeterince esnek ve dinamik olmak zorundayız. Bugün için kazançlı ve geçerli olan bir iş, belirli bir süre sonra birçok etkileyici ve değiştirici faktörlerden dolayı geçerliliğini yitirebilir. İşte o zaman esnek ve cesaretli olarak geçerli işe geçiş yapılabilmelidir. Aksi halde iflas kaçınılmazdır.
İlk çağlardaki insanların da, bu günkü insanların da bir gününün 24 saat olduğunu dikkate aldığımızda, geçmişte adını tarihe yazdıran çalışkan insanların olduğu, günümüzde ise hale tembellik ve atalete teslim olmuş, bir arpa boyu dahi mesafe kat edememiş insanların olduğu bir gerçektir.
Demek ki, birileri kıt imkanlar içerisinde dahi, zamanı etkin ve verimli kullanabilirken, çalışma ilke ve kurallarını dengeleyebilirken; günümüzde bazıları ise, zamanı katlediyor, çalışma prensiplerini ya ciddiye almıyor, ya da görmezden geliyor.
Selam sevgi ve dualarımla. Allah’a emanet olunuz.
Yrd.Doç.Dr. Süleyman COŞKUNER/ Antalya