Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
***
Yazımın başlığına aldanarak, Yozgat’ın kaldırımlarını yazdığımı düşünenler yanıldılar.
Yukarıdaki şiir bilindiği gibi Necip Fazıl’a aittir.
Kar yağdığından beri yolumuzu çevirip, ‘kaldırımları neden yazmıyorsun?’ eleştirisiyle karşılaşıyoruz.
Ben kaldırımların nesini yazayım?
Kaldırımlar yapılmadan, bu taşların kayacağını belirtmiştik.
Bize ‘neden kaldırımları yazmıyorsun’ diyenlerde, bizi her şeye muhalefet olmakla suçlamıştı.
Necip Fazıl’ın değil de bizim kaldırımlardan önceki gün babam kayarak yüzüstü yere düştü.
Sağ omuzunda tam altı kırık oluştu.
Hastanede ameliyat oldu ve 30 gün rapor verdi doktor.
İyi niyetli bir çalışma hüsran ve sıkıntılara sebep oldu.
Ben daha kaldırımların nesini yazayım?
Babam için şifa dileklerini ileten herkese teşekkür ederim.
Hayırlı cumalar.
Selametle…
DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN
* Kendini daha şimdiden yedek milletvekilliğine hazırlayan isimleri.
* Ekibi yüzünden işleri yarım yamalak yürüyen yöneticiyi.
*Çocuklarını ‘nasılsa sabah tatil ederler’ düşüncesiyle okula göndermeyen velileri.