Aslında her şey Ötüken ormanlarında kuş kuşlayan ve av avlayan bir budunun Çin eline tutsak düşmesiyle başladı. O zamana kadar kendi öz topraklarında hür ve bağımsız yaşamış, hiçbir ulusun egemenliği altına girmemiş bu budun ilk defa bu çekik gözlü Çin ulusuna tutsak düşmüştü. İşte o tutsaklıktan beri yüce Türk Milleti’nde bir hırs, vazgeçilmez bir ihtiras oldu istiklal ve bağımsızlık.
Çin eline tutsak düşen Türk budunu Kürşad ve kırk çerisinin İstiklal ve bağımsızlık isyanıyla hürriyete kavuşmuş, o gün bugündür bu yüce millet İstiklal ve bağımsızlığını tehlikede gördüğü an en büyük ihtilallere kalkışmış, yeri geldiğinde ege dağlarında efe olmuş, yeri geldiğinde düzenli ordusunu kurarak İstiklal ve bağımsızlık mücadelesi vermiştir.
Kürşad’ın yani Türk Milleti’nin esir çin hayatından kurtulma mücadelesine giriştiği günden itibaren aslında Mehmet Akif’in mürekkep kutusunda İstiklal Marşı’nın dizeleri toplanmaya başlamış ve yıllanarak gününü, saatini ve şairini beklemiştir. Türk Milleti milli marşımızın dizelerinde de yer aldığı gibi tarihin değişik evrelerinde bağımsızlığına ve istiklaline kimsenin halel getiremeyeceğini defalarca kez göstermiştir.
Birinci Dünya Savaşı’nın hemen akabinde bütün topraklarımız işgal edilmiş, sancaklarımız dalgalandıkları yerlerden indirilmiş, asırlardır tüm dünyaya hürriyetsiz ve vatansız yaşayamayacağını haykıran bu millet bir kez daha esir alınmak istenmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonucunda birçok vatan evladını yitiren bu millette artık hürriyet ve istiklal umutları bitip tükenme noktasına geldiği andan itibaren Mehmet Akif’in yazmış olduğu milli marşımız aziz milletimizi yeniden kükreyişe geçirmiştir.
O gül yüzlü çeriler yeniden birer birer Çin Seddi’ni aştıkları gibi Afyon’dan, Kocatepe’den, Dumlupınar’dan emperyalizmin üzerine kanatlarıyla çullanmışlar, bağımsızlık ve istiklalimizi yeniden temin etmişlerdir. İstiklal Marşımız tarihin derinliklerinden bir ses ve seda olmuş, milletimize yeniden Bilge Kağan’ın taşa kazıdıklarını fısıldamış, Ertuğrul Gazi’nin budununa öğüdünden sesler vermiş, dört bir yanımızı kuşatan düşmana Kürşad’ın atının nal sesinden korkan Çinliler gibi korku salmıştır.
İstiklal Marşı’yla İstiklalini ve hürriyetini yeniden kazanıp Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bu irade bugünlere hiç kolay gelmemiştir.
Her fırsatta ülke bütünlüğümüze, bağımsızlık ve istiklalimize kastetmeye çalışanlar İstiklal Marşı ile cevaplarını almışlar Kıbrıs dağlarına gökyüzünden paraşütlerle İstiklal ve hürriyet yağmıştır. Yakın tarihimizde ülkemizi kuşatma altına alan kızıl emperyalizme karşı, Rus emperyalizmine karşı, Mehmet Akif’in torunları en güzel cevabı vermiş “Ne Amerika, Ne Rusya, Ne Çin Her şey Türklük için” diyerek istiklal ve bağımsızlığımızın bekçisi olmaya devam etmişlerdir.
Günümüzde İstiklal Marşı’na, gür bir sesle okuduğumuz andımıza, hatta ve hatta milletimizin ismi olan “Türk” sözcüğüne bile tahammül edemeyenler olsa da Akif’in tarif ettiği “Asım’ın Nesli” görevinin başında, sorumluluğunun bilincindedir. Tarihin ilk çağlarından beri bağımsız ve hür yaşayan bir milletin bağrından Mehmet Akif’in çıkması doğaldır, bu şerefli milletin mensubu olan Mehmet Akif’in böyle bir destanı yazması da doğaldır. Türk milleti Mehmet Akif’in bu kutsal emanetine sahip çıkacak, çiğnetmeyenler gibi namusunu çiğnetmeyecektir.
Onunda söylediği gibi Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın…