Hayatı tanımak istiyorsan metropol kentlere gitmene gerek yok...

İnsanı tanımak istiyorsan da aynı şey geçerli elbette.

Ne demiş büyükler, bir insanı tanımak için ya alışveriş yapacaksın, ya

borç isteyeceksin ya da yola çıkacaksın.

Şimdilerde bunlara da gerek kalmıyor aslına bakarsanız.

\"Çakır gözleri ile gök yüzüne bakıp İstikbal göklerde\" demiş bir büyük

Türk, Atatürk!

O, milletine gökleri hedef göstermiş.

Yüksekler demiş, her daim yüksekler!

Pazar akşamı, fırtına kar tanelerini (bizim tabirimizle) kürürken Saat

Kulesi\'nden aşağılara, elimde makine biraz kar manzarası resimlemek

istedim.

Eve çıkmadan önce biraz üşümek iyi gelir dedim kendi kendime, üşüyen

parmaklarla deklanşöre basmak...

Biraz üşümeye değecek fotoğraflara sahip olmanın verdiği keyifle bir

esnaf büyüğün iş yerine selam verip girdim.

Ayak üstü hem ısınmış, hem de sohbetinden istifade etmiş olmanın

zenginliğini yaşadığım 10 dakikalık keyifli bir sohbetimiz oldu.

Ara sıra siyaset, Yozgat gündemi konuşur, fikir alışverişinde bulunuruz.

Tabi bu durumda en karlı çıkan her zaman ben oluyorum, konuşulanların

verdiği kazanımlara bakarak.

Öyle bir sohbetti benimki...

Yozgat\'ın gündemini, insanının, ekonomisinin nabzını tutmak istiyorsan

ya esnafla sohbet edeceksin, ya da emekliyle...

Bizimkisi dost sohbetiydi ama ortaya çıkanlar hepimizi ilgilendiren türden.

Cebinde ancak ekmek alacak kadar parası varken, en afilli, fiyakalı

sigarayı alabilmek için çıkışmayan bir iki lirayı da bakkala yazdırmak

zorunda kalan,

Cebindeki telefonunun kontörü yokken fiyakası ile caka satmaktan geri durmayan,

Dolmuşa verecek parası olmayan ama şans oyunlarına cebindeki tüm

parayı gözünü kırpmadan yatıran,

İşi, gücü, sigortası olmadan gezip de bulduğu işte patrona, müşteriye,

toptancıya bozulmakta geri kalmayan,

Her şeye bozulduğu için işsiz gezmeyi yeğleyen külhanbeylerinin

dolaştığı bir toplum olmuşuz,

Dahaları da var elbette...

E, biz de dert sürüyle misali, esnaf ağabeyin anlattıklarından hayata

dair öyle şeyler çıkıyor ki...

Ayaküstü sohbet dedim ya, bizimkisi ayaküstünden de değerli oldu.

Özellikle de son söz, eskiden insanların bir hedefi vardı, bir ufuk

çizgisi, bir ideal vardı...

Ne demiş Atatürk, çakır gözlerini gök yüzüne dikip \"İstikbal göklerde....\"

Ne derse o istikbal diyor, şimdi istikbal yerde bile değil...

Ağzına sağlık be abi, ne de güzel dedin!

İyi ama ne olacak, yarından, çocuklarımızdan, torunlarımızdan neyi

bekleyeceğiz neyi göreceğiz.

Biz onlara nasıl bir istikbal sunduk ki onlar bu hale geldi?

Nerede benim istikbali göklerde arayan ecdadımın torunları?

Şans oyunlarına bel, pardon rızkını, ekmeğini bağlayan, lüksü itibar,

insanlara caka satmayı adamlık sanan bir nesil yetiştiriyoruz kendi

ellerimizle.

Bu gün Yozgat\'ta dahi hassasiyetlerimiz alaşağı olduysa vay halimize.

Gelecek adına umutsuz değilim ama ortada ciddi bir hastalık olduğundan

yarına dair endişelim büyük.

O endişeleri, kaygıları, bir virüs misali insanımızı esareti altına

alan hastalığı yenmenin yolunu bulmazsak yarın istikbalden dahi

konuşamıyor olacağız.

Bir esnaf muhabbetinden çıktı bunlar.

Orada hayata dair tespitler, analizler fazlasıyla var, toplum

bilimcilerin, büyüklerin, anne-babaların dikkatine...


YOZGAT RÜZGARI

BAŞIN SAĞOLSUN FAZLI BEY...

Polis Meslek Yüksek Okulu Müdürü Fazlı Öcal, hakikaten değer verdiğim,

saygı duyduğum müstesna insanlardan bir tanesi.

Öcal\'ın Yozgat\'ta Emniyet Müdür Yardımcılığı görevinin ardından PMYO

Müdürü olarak gelmesine belki de en çok sevinenlerden oldum.

Allah işini rast getirsin...

O da geçtiğimiz günlerde ölümün hakikat yüklü, ama insan yüreğine ağır

gelen yüzüyle tanıştı, babasını kaybetti.

Elbette her ölüm aslında yeni ve hakiki bir doğuş.

Bunu bilir, inanırız ama insanın canından bir parçayı toprağa teslim

etmesi insani dünyamızı var eden nefse ağır gelir her daim.

Fazlı Bey\'in muhterem babası Hızır Özal\'a Allah\'tan rahmet dilerken,

Öcal Ailesi\'ne sabırlar ve baş sağlığı temennileri göndermek

istiyorum.

Gidenin kabri nur, mekanı cennet olsun...

Elden bir şey gelmiyor, duadan başka...

Duayla inşallah duayla.



PETROL DEĞİL ZİFT MİŞ!!!

Cumartesi gününün sabahında musluklarından su doldurmak isteyenlere

bir sürpriz yaptığı meydandaki çeşme...

Su yerine simsiyah, yağlı bir madde aktı musluklardan.

Zift deseniz zift değil, petrol deseniz petrol değil...

Bazı vatandaşlar petrol bulundu (!) diye sevinse de işin aslı

Pazartesi günü daha da net anlaşıldı.

Belediye Başkanı Yusuf Başer, suyun kaynağının Köy Hizmetleri Makine

Parkı\'ndan geçtiğini ve burada boşaltılan ziftin sızarak su

karıştığını tespit ettiklerini söyledi.

Belediye Su İşleri Müdürlüğünün gayretli çalışmaları neticesinde kısa

sürede su temizlenmiş, tabi kaynağı da...

Bu da demek oluyor ki, artık meydandaki çeşmeden zift değil su akacak.

Şehir meydanında bir çeşmemiz var.

O çeşmeden de zift akınca, açık söylemem gerekirse moralim bozulmuştu.

Şükür suyumuz temizlendi...

Darısı musluklardan akana...